
Sınav sırasında kendini kaybeden öğrencinin dramı. E tabi ben daha bu kadar sıyırmadım; ama yakındır herhalde
Posted on 31. Ağu, 2008 by Tanshaydar in Havadan Sudan
Tweet Follow
Posted on 29. Ağu, 2008 by Tanshaydar in Anime
Naruto Shippuuden izleyenler bu çok tatlı açılışı müziğini hatırlayacaktır. Özellikle de nakarat kısmını aoi aoi, ano sora olan kısmı. Biraz uğraştıktan sonra müziği, yani sadece müziği animenin girişinden riplenmiş olarak buldum. Eh, fena değil kalitesi, ayrıca bir soundtrack parçası olmadığından (şimdilik), paylaşmak yasadışı bir şey sayılmaz. Yani en azından ben öyle düşünüyırum. Anime izleyen birisi [...]
Naruto Shippuuden izleyenler bu çok tatlı açılışı müziğini hatırlayacaktır. Özellikle de nakarat kısmını aoi aoi, ano sora olan kısmı. Biraz uğraştıktan sonra müziği, yani sadece müziği animenin girişinden riplenmiş olarak buldum. Eh, fena değil kalitesi, ayrıca bir soundtrack parçası olmadığından (şimdilik), paylaşmak yasadışı bir şey sayılmaz. Yani en azından ben öyle düşünüyırum.
Anime izleyen birisi değilimdir, nedeni ise başlayınca kurtulamıyorsunuz. Mesela şimdi ben her cuma Naruto Shippuuden’in yeni bölümünün çıkmasını bekliyorum. Tabi Japonca bilmediğim için İngilizce altyazılı olanının çıkmasını bekliyorum mecburen. Vesileyle İngilizcem de gelişiyor (bahaneye bak).
İlk sezonunun bölümlerini bilgisayara indirip, bir gün içerisinde 30 bölüm izledikten sonra ne kadar tehlikeli bir şey olduğunu anladım. Animelerden uzak durun, ben de bu arada Naruto Shippuuden’in ikinci filmi Bonds‘un altazılı versiyonunu bekleyedurayım.
Ne diyorduk, ha şu şarkı. Bir de bu şarkının sözleri var, haddim olmayarak ingilizce olan altyazıdan çevirdim.
:: Müziği indirmek için buraya tıklayın. Dinlerken, aşağıdaki sözlere bakarak söylemeye çalışabilirsiniz, ben başlarda zorlanıyordum; ama sonra alıştım. Rahat rahat Japonca şarkı söylüyorum ![]()
(daha fazla…)
Posted on 28. Ağu, 2008 by Tanshaydar in Havadan Sudan
Temel bir gün dünya turuna çıkmış. Olacak iş ya, yamyamların eline düşmüş. Atmışlar kazana pişirmeye başlamışlar. Temel pişerken, aşçı sürekli kepçe ile kafasına vuruyormuş. Kabilenin reisi, “evlâdım, zaten adamı pişiriyoruz, daha niye kafasına vuruyorsun” demiş (reis mi demiş evladım diye?). “Hocam pişiriyoruz; ama adam patatesleri yiyor” demiş. Bu aralar pek sabit değiliim, bir Yalova, bir [...]
Temel bir gün dünya turuna çıkmış. Olacak iş ya, yamyamların eline düşmüş. Atmışlar kazana pişirmeye başlamışlar. Temel pişerken, aşçı sürekli kepçe ile kafasına vuruyormuş. Kabilenin reisi, “evlâdım, zaten adamı pişiriyoruz, daha niye kafasına vuruyorsun” demiş (reis mi demiş evladım diye?). “Hocam pişiriyoruz; ama adam patatesleri yiyor” demiş.
Bu aralar pek sabit değiliim, bir Yalova, bir İstanbul geziyorum. O yüzden aklımdaki büyük şeylere ne başlayabiliyor, ne de devam edebiliyorum. Bu fıkra da, İstanbul’da bri akşam yemeği sırasında duyduğum, ardından helen “bu Temel de hiç uz durmamış” (uz durmak=yerinde oturmak) yorumu ile beni gülmekten çatlatmış bir fıkra. Paylaşayım dedim
Tabi gördüğünüz üzere, hem kendi sitemi, hem Silent Hill TR‘yi güncelleştiriyorum. Ayrıca Silent Hill 2‘nin Türkçe yamasını da elden geçirmeye devam ediyorum, boş durmuyorum yani. Bunun yanında birkaç grafik çalışmam ile bir-iki de konsept çizimim var. Ayrıca Çağan Irmak‘ın Kabuslar Evi serisini de izliyorum. Yani birkaç gün içinde yeni bir eleştiri ile yine karşınızda olacağım.
Bu arada, beni kırmayan Murat Çileli beye teşekkürlerimi iletirim.
Posted on 21. Ağu, 2008 by Tanshaydar in Beyazperde
İlkinin bende uyandırdığı duygulardan dolayı filmin beğendiklerim arasında yer alması üzerine ikincisinin de çekilecek olması beni ciddi manada sevindirdi. Bildiğimiz kan ve et teması üzerine kurulu zombi filmlerinden değil bu. Özellikle de ilk filmin çoğunun FPS (First Person Sight – Birincil Şahıs Görüşü) tarzında çekilmiş olması, George A. Romero‘nun sıradışı tarzının göstergesi olmakla birlikte, bence [...]
İlkinin bende uyandırdığı duygulardan dolayı filmin beğendiklerim arasında yer alması üzerine ikincisinin de çekilecek olması beni ciddi manada sevindirdi. Bildiğimiz kan ve et teması üzerine kurulu zombi filmlerinden değil bu. Özellikle de ilk filmin çoğunun FPS (First Person Sight – Birincil Şahıs Görüşü) tarzında çekilmiş olması, George A. Romero‘nun sıradışı tarzının göstergesi olmakla birlikte, bence gayet başarılı.
Konuya yabancı arkadaşlara biraz bahsedeyim. Zombiler üzerine amatör bir korku filmi çektiğiniz sırada, onların aslında gerçek olduğunu öğrenirseniz ne yaparsınız? Hem de sadece birkaç üniversite öğrencisiyseniz? Hayatta kalmak o kadar kolay değil, hem de her ölenin zombi olarak kalkmaya başladığı, tüm dünyanın hızla bir değişime girdiğini öğrendiğiniz ve etrafınızdaki canlı insan sayısının azaldığı bir dünyada hiç değil. Filmin sonu da ilginç bitiyordu.
Veee, açıklandığına göre ikinci film, tam da ilk filmin bittiği yerden devam edecekmiş! Bu Eylül’de çekimlerine başlanacak film, sıradan kişilerin hayatta kalmayı başararak huzurlu bir yer arayışı içinde yollarına devam etmelerini konu alacak. Zombi olmayan bir adaya gideceklermiş sanırım, yani ben öyle anladım. Ve galiba bu zombi olmayan adada zombilerin kol gezdiğini görüp, daha da kötüsü onların bir uygarlık kurduğuna şahit olacaklarmış. Hadi bakalım hayırlısı