Yukarıdaki videoda dinleyip izleyenileceğiniz muhteşem ötesi video, Süper Mario gibi milyonlarca insanın çocukluk anılarını süsleyen güzel bir oyunun bağlama ile çalınmış müziğidir.
Bağlama severlere duyrulur
Yukarıdaki videoda dinleyip izleyenileceğiniz muhteşem ötesi video, Süper Mario gibi milyonlarca insanın çocukluk anılarını süsleyen güzel bir oyunun bağlama ile çalınmış müziğidir.
Bağlama severlere duyrulur
Eyl 20
Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafindaki güzelliklere bakıyormuş.
“Evrim ne güzellikler yaratıyor!” diye düşünüp mest oluyormuş.
Aniden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya baslamış. Adam, bütün gücüyle kaçıyormuş; ama arkasına her baktığında ayının daha da yaklaşmış olduğunu görüyormuş. Dakikalarca süren bir kaçıştan sonra adamın ayağı yerdeki bir dala takılmış ve düşmüş. Ayı, adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış, tam vurmaya hazırlanırken adam “TANRIM” diye bagırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık hüzmesi adamın üzerine parlamış. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama:
“Yıllarca bana inanmadın, yaradılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?”, demiş.
Adam utanç içerisinde:
“Biliyorum, bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz.”, demiş.
Ses:
“Peki”, diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya başlamış. Herşey eski haline dönmüş.
Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe dogru çevirmiş ve konuşmaya baslamış:
“Tanrım, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun verdiğin nimetlere”
Babam ve Oğlum‘u izleyen birçok kişi, DVD’nin içindeki Kâbuslar Evi fragmanlarını görmüştür. Alacakaranlık Kuşağı benzeri bir seri olan ve şu anda sadece 7 bölümü bulunan bir dizi film. Korku filmi sananlar varsa yanılıyorlar; çünkü korku öğelerinden çok gizem barındırıyor içinde. Özellikle de insanın en çok korkması gereken gizem: Yaşanılanlar gerçek mi yoksa gerçeğin faklı bir yansıması mı?. Bir başka deyişle, gördükleriniz gerçek mi, yoksa hayal mi?
Tüm seriyi izledim ve genel olarak güzel olduğunu düşünüyorum. Özellikle de temponun artması çok güzel. Tempodan kasıt, ilk film güzel, ikincisi daha da güzel, üçüncüsü tavan yapmış. Maalesef sonrasında kalitede bir düşüş gözlemledim. 4. film fena ollmasa da, 5 ve 6 pek kaliteli olmamış. Şimdi ise 8. film olan “Seni Beklerken”i edinmeye çalışıyorum.
Gizem dedim de, aslında Çağan Irmak, ön planda verdiği olayın arkasında çok daha farklı şeyleri büyük bir ustalıkla incelemiş. Film sektöründen aile bağlarına kadar çeşitli konulara ustalıkla değinmiş. Zaten Babam ve Oğlum filmiyle tanıdığım yönetmen, yeteneğiyle gözüme girdi.
Biraz konudan bahsedeyim: Kabuslar Evi’nin her bölümü aynı evde geçer ve sadece misafirler değişir. Ev, Sema Emlak’ın sahibi olan Sema Hanım, ki kendisi her bölümde oynayan sabit bir oyuncudur, tarafından çeşitli kiracılara verilir ve kiracılar ya geçmişleriyle, ya korkularıyla yüzleşmek; ya da iyiyle kötü arasındaki seçimi yapmak zorunda kalırlar. Her bölümde ayrı bir gizemin işlendiği seride, baş karakterler ya ölür, ya ortadan kaybolur, ya da yaptıkları seçimin sonuçlarını alırlar.
Bitirmeden önce söylemek istediğim birkaç şey: Özellikle kadro seçimine bağlı bir kalite çarpıyor göze, 3. bölüm olan Hayal-i Cihan, beni gerçekten etkiledi. Tabi oyuncuların Çetin Tekindor ve Okan Yalabık olması büyük etki etmiş. Hiçbir bölümünü izlemeyecek olsanız bile, 3. bölüm olan Hayal-i Cihan’ı izleyin derim.