Oyundan Beyaz Perdeye çıkan filmler hakkında maalesef bir ön yargı oluştu bende. Özellikle Resident Evil ve Alone in the Dark gibi facialardan sonra hem de… Silent Hill gibi orta şeker uyarlamalar beni güven duymaya motive etse de, yine de Punisher gibi bir uyarlama daha izlemedikçe bu ön yargı kırılmaz bende.
Bugün sinemada izlediğim Max Payne, bu ön yargımı kırmaya yetmedi ne yazık ki… Neredeyse tamamen ilk oyunun senaryosu üzerine kurulu olan film, ufak değişiklikler ile farklı bir tat oluşturmaya çalışmış olsa da, tam anlamıyla olmuş dedirtemedi bana. Oyuncu iyiydi; ama ailesi ölmüş birinin yıkılmış psikolojisini tam yansıtamıyordu. Sanırım Mel Gibson gibi biri gerekiyordu o role, ya da en azından Thomas Jane gibi bir oyuncu oynamalıydı. Kaldı ki, Punisher filminde gayet iyi oynamıştı kendileri. Mel Gibson demişken, Komplo Teorisi gibi bir başyapıtı da tekrardan izleme isteği hasıl oldu şimdi
Film hakkında bilgi vermeyeceğim, sanırım eleştiri de yapmayacağım. Film kötü değil, ama mükemmel de diyemiyorum. 8/10 vererek sanırım biraz bonkör davrandım; ama oyundan filme uyarlama serisine rezalet olmayan, hatta iyi sayılan bir üye daha katıldı.
Max Payne oynarken zevk aldıysanız benim gibi, kaçırmayın derim

Hayal gücü; insanı insan yapan özelliklerin en önemlisidir. Atalarımız onun sayesinde duvarlara göz alıcı hayvan resimleri çizmiş, taş ve ahşaptan yüce tapınaklar dikmiş ve asırlar boyunca yankılanan edebi eserler üretmiştir. Bu bitmek bilmez üretim boyunca insanlar karşılaştıkları şeyleri açıklamak için de hayal güçlerine başvurmuşlar, sadece kafalarında var olan varlıklar ile dünyalarını donatmışlardır. Bu yolla üretilen hayali varlıklar, her kültürün vazgeçilmez öğeleridir.
Bazen unutsak da, bizi meydana getiren kültür de kendi hayali hayvanat bahçesini besliyor. Asırlar önce bozkırlardaki atalarımızı korkuyla titreten köpek başlı veya başsız savaşçılar, İslam’ın yükselişi ile hayatımıza giren Cinler ve yanlarındaki tüm göksel tayfa dünya görüşümüzü, inançlarımızı ve kültürümüzü şekillendiren varlıklardan sadece bir kaçı.
Yazının devamı mevcut, haberin olsun »
Derslerin hararetle bastırdığı şu günlerde, interneti takip etmek tek tük eğlencelerim arasında yer alıyor. Özellikle de internet teknolojilerini takip ederken, mutlaka göz attığım Resmî Google Blog’u googleblog.blogspot.com‘a bugün girmeyi denediğimde şöyle bir yazı ile karşılaştım:
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.
T.C. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarih ve 2008/2761 sayılı kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.
Access to this web site has been suspended in accordance with decision no: 2008/2761 of T.R. Diyarbakır 1st Criminal Court of Peace.
Blogspot’un anasayfasına girmeye çalıştığımda da yine aynı şekilde bir sayfa ile karşılaştım. Diyarbakır mahkemesi ne sebeple ve ne ara engelleme kararı aldı bilmiyorum. Yazıya göre 4 gün önce, yani 20 Ekim’de alınmış karar. Daha piyasada haberleri de duymadığıma göre henüz herkesin haberi yok.
Blogger’ın da bu alt alan adı saçmalığı ile yasaklanmış olmasını da hesaba katarak vardığım sonuç, video sitelerinden sonra blog sitelerinin de kapatılmaya başlanmış olması oldu. İlk WordPress, şimdi de BlogSpot.
Türkiye, Anayasa mahkemesinin de büyük desteğiyle Çin Halk (!) Cumhuriyeti gibi bir yer olma yolunda emin adımlarla ilerliyor sanırım.
:: Buyurun deneyin: BlogSpot
Not: An itibariyle siteye erişim vardır.