Braid Soundtrack

Posted on 27. Ara, 2009 by in Müzik

Demosunu buradan ücretsiz olarak indirebileceğiniz Braid, Akira Yamaoka’nın bir röportajında 2008′in en çok etkilendiği soundtrack’a sahip oyun olmakla ilgimi çekmişti. Steam’in noel indiriminden de faydalanarak $2.49′a satın aldığım oyunun müzikleri beni nasıl etkiledi anlatamam. Akira baba işini biliyor be. Aslında bir platform oyunu olan Braid, Graphic Whore‘lara ve deneyimsiz oyunculara makyaj yapılmış bir Super Mario [...]

<!--:tr-->splash-image-short<!--:-->

Braid

Demosunu buradan ücretsiz olarak indirebileceğiniz Braid, Akira Yamaoka’nın bir röportajında 2008′in en çok etkilendiği soundtrack’a sahip oyun olmakla ilgimi çekmişti.

Steam’in noel indiriminden de faydalanarak $2.49′a satın aldığım oyunun müzikleri beni nasıl etkiledi anlatamam. Akira baba işini biliyor be.

Aslında bir platform oyunu olan Braid, Graphic Whore‘lara ve deneyimsiz oyunculara makyaj yapılmış bir Super Mario gibi gelebilir. Ama zamanı geri alma özelliği ve ‘vurucu’ hikâyesi ile Braid, beklentilerinizin ötesinde bir oyun oluyor.

Ben de bir güzellik yapıp soundtrack’larını teker teker bularak (aslında çeşitli albümlerden belirli parçalar kullanılmış) bir araya getirdim.
- Braid Soundtrack (37.3 MB)

17 Again – 17 Yeniden

Posted on 26. Ara, 2009 by in Beyazperde

Daha dün akşam, The International‘dan beri kayda değer bir film izlemediğimden dem vurmuştum bir arkadaşıma… İki girdi arasındaki farkın da 17 güne denk geliyor olması ayrı bir ironi mi, onu bilemeyeceğim. 17 Again, çok ilginç bir film. “Size ikinci bir şans verilse?” klişe konusunu güzel ve farklı bir şekilde işlemiş. Konusu kısaca şöyle: 1989 yılında [...]

<!--:tr-->4696-17-a<!--:-->

4696-17-aDaha dün akşam, The International‘dan beri kayda değer bir film izlemediğimden dem vurmuştum bir arkadaşıma… İki girdi arasındaki farkın da 17 güne denk geliyor olması ayrı bir ironi mi, onu bilemeyeceğim.

17 Again, çok ilginç bir film. “Size ikinci bir şans verilse?” klişe konusunu güzel ve farklı bir şekilde işlemiş. Konusu kısaca şöyle: 1989 yılında lise son öğrencisi olan Mike lise basketbol takımının yıldızıdır. Üniversite bursu ve parlak bir gelecek onu beklemektedir. Ama her şeyden vazgeçip, hamile olduğunu yeni öğrendiği kız arkadaşı Scarlet’le evlenmeye karar verir.
20 yıl sonra, Mike’ın o parlak günleri dönmemecesine geride kalmıştır. Scarlet’le evliliği bitmek üzeredir, şirketteki terfiyi beklerken kovulmuştur, çocukları onu zerre kadar kaale almamaktadır ve lisede bir inekken sonradan teknoloji milyarderi olan en iyi arkadaşı Ned’in yanında yaşamaya mecbur kalmıştır.
Ama Mike’a ikinci bir şans verilir ve mucizevi bir şekilde 17 yaşına geri döner; ama sadece kendisi. Geri kalan herkes, her şey olduğu gibidir. Mike 17 yaşında görünse de, 30 küsur yaşındaki bir adam gibi davranması 2009 yılının lisesinde garip kaçar. Bu ikinci şansı iyi değerlendirmeye çalışmasına rağmen kazanabilecekleri kadar kaybedebilecekleri de vardır.

(daha fazla…)

Machinarium – Oyun Yapmanın Sanat Olduğu Nokta

Posted on 25. Ara, 2009 by in Oyun

Bir oyuna “sanat” dedirtecek etkenler neler? Mükemmel derecede gerçekçi, HD grafikleri mi? (Graphic Whore’lar için öyle, tamam) Müzikleri mi? Hikâyesi mi? Oynanışı mı? Bilmiyorum; ama bir point and click oyunu olan Machinarium o tamamı elle çizilmiş görselleri ile beni mestetti. Tatlı hikâyesi, hoş müzikleri ile çok hoş ve eğlendirici bir oyun olan Machinarium tamamen flash [...]

<!--:tr-->header<!--:-->

header

Bir oyuna “sanat” dedirtecek etkenler neler? Mükemmel derecede gerçekçi, HD grafikleri mi? (Graphic Whore’lar için öyle, tamam) Müzikleri mi? Hikâyesi mi? Oynanışı mı?

Bilmiyorum; ama bir point and click oyunu olan Machinarium o tamamı elle çizilmiş görselleri ile beni mestetti. Tatlı hikâyesi, hoş müzikleri ile çok hoş ve eğlendirici bir oyun olan Machinarium tamamen flash ile yapılmış. Yapımcıların pek programlama bilgisinin olmadığından dolayı böyle bir yola başvurduklarını söyleyen kişilerin Action Script‘ten haberleri olmasa gerek. Bir de hangi egoist gidip de bir point & click oyununu başka bir dilde (mesela python :P ) yazmaya çalışır ki?

Oyunu 4 saat gibi bir sürede bitirdim. Biraz zekâ ve biraz da pratik bilgi gerektiren bulmacalar, hiç İngilizce bilgisi gerektirmiyor. Belki de yapımın en güzel yanlarından biri bu, konuşma dili olmadan tüm hikâyeyi çok rahat bir şekilde anlıyor ve zevk alıyorsunuz.

Oyunu dijital olarak buradan satın alabilir veya buradan demosunu oynayabilirsiniz. Trailer‘ına da bir göz atmanızı öneririm.

Opera 10.5 pre-Alpha

Posted on 22. Ara, 2009 by in İnternet, Yazılım

Betasına güvendiğim tek yazılım olan Opera’nın artık Alpha’sına, hatta pre-Alpha’sına bile güvenir durumdayım… Yıllardan beri tarayıcı pazarına ayar veren, “tarayıcı böyle olur işte ulen!” diyerek küçük ve yeni yetme kardeşlerine örnek olan, her tarayıcının kendisinden üç beş özellik çalıp çırptığı halde kendisine yetişilemeyen o üstad yeni pre-alpha sürümü 10.5 ile gönüllerde bir kez daha tahtını [...]

Opera
Betasına güvendiğim tek yazılım olan Opera’nın artık Alpha’sına, hatta pre-Alpha’sına bile güvenir durumdayım…

Yıllardan beri tarayıcı pazarına ayar veren, “tarayıcı böyle olur işte ulen!” diyerek küçük ve yeni yetme kardeşlerine örnek olan, her tarayıcının kendisinden üç beş özellik çalıp çırptığı halde kendisine yetişilemeyen o üstad yeni pre-alpha sürümü 10.5 ile gönüllerde bir kez daha tahtını kurdu…

Opera’nın nasıl bir tarayıcı olduğunu size anlatacak değilim. “Anlatılmaz, yaşanır” klişe sözüne de başvurmayacağım. Sadece bir örnek vereceğim…
Cep telefonunuz sadece mesaj alıp-atsın, çağrı alıp-yapsın bana yeter diyenlerdenseniz, gidip de bir BlackBerry Storm almanız ne derece abesse, tarayıcım da façabuk’u açsın, maillerime girsin yeter diyenlerdenseniz, hiç Opera kullanmanıza gerek yok. Velev ki iş tarayıcıya gelince, ben her zaman daha fazlasını isteyen o kitleye dahil oldum.

(daha fazla…)

Sayfa 1 / 3123