Amnesia: The Dark Descent – İnceleme

Tarih: Eyl 12, 2010 | Kategori: Oyun | 22 yorum

Yedi aydan beri beklediğim Amnesia: The Dark Descent’i ikinciye bitirdim. Rahatça söyleyebilirim ki, son yıllarda oynadığım en iyi korku oyunu oldu. Ama şunu da eklemeliyim ki, oyun oynamayı bilmeyen kişilerin kesinlikle kıvıramayacağı bir oyun. Hele ki hayatta kalmak için gerekenlere sahip değilseniz, hiç bulaşmayın!

Amnesia: The Dark Descent, ben Türkçe yamasını yapana kadar çoğu kişinin bırakın oynamayı, adını bile duymadığı Penumbra serisinin yapımcılarından gelmiş bir oyun. Yaklaşık üç yıldır yapımı sürüyordu ve son yedi aydır da yapımını takip ettim. Uzun süredir piyasaya atmosfer yaratmayı başaran oyun çıkmadığı için Penumbra serisi beni oldukça etkilemişti. Fizik etkileşim ise hiçbir oyunda olmadığı kadar geniş ve eğlenceliydi. Hikâye olarak ise, koyu bir hayranı olduğum Lovecraft temasını incelikle işlemişlerdi. Çoğu yönüyle beğendiğim bir seriden sonra, Amnesia için beklentilerimin yüksekliğini tahmin edebilirsiniz. Gelin, beklentilerimin ne kadar karşılandığını birlikte görelim.

Eski bir kalede yeni bir oyun

Oyun 19. yüzyılın başlarında İngiltere’de geçiyor. Wolfman’i izledikten sonra açıkçası eski Londra tarzının tadı damağımda kalmıştı. Kendimize geldiğimizde terkedilmiş ve köhne bir vaziyette olan Brennenburg isimli bir kalede uyanıyoruz. Ha? Ne? Ne oluyor? derken, Daniel’ın kendisine yazdığı bir not buluyoruz ve şimdilik hiçbir şeyden haberimiz olmadığından kendimize güvenmekten başka çaremiz olmuyor. Ama bir durum var. Daniel, bir şeyleri bilerek unuttuğunu söylüyor ve bizi bir gölge konusunda uyarıyor. Pirincin taşını ayıklamak bize kalmış!

Frictional Games, Penumbra serisinden sonra oldukça olgunlaşmış, üç oyunluk seride bulmaca, dövüş sistemi, etkileşim ve hikâye anlatımı konusunda büyük bir tecrübe edinmiş. Zaten yapım blogunu takip edenler yapımcıların oyunlar, oyun içi sistemler ve benzeri alanlar üzerindeki görüşlerini ve bu görüşlerin Amnesia içerisinde nasıl uygulandığını görebilir.

Atmosfer

Dediğim gibi Amnesia, son yıllarda oynadığım en iyi korku oyunu oldu. Penumbra: Black Plague tarzı “kendini savunamama” durumu, öngörülenin aksine atmosfer üzerinde oldukça büyük bir etkiye sahip. Kendini savunabilme, korku oyunlarındaki korku faktörünü eninde sonunda öldüren, oyunu bir noktadan sonra aksiyona çeviren bir durum oluyor. Silent Hill ve Resident Evil serilerinin ilk oyunları için bu durum geçerli olmasa da, sonuçta kendini bir şekilde savunabileceğini bilmek korku faktörünü azaltır, “gözümün gördüğünden korkmam” diyen cengâverleriyse ürkütmez bile. Doom 3 gibi oyunlarda ise korku faktörü en fazla 30 dakika devam eder, sonrasında bir shooter oyunundan öteye gidemez. Amnesia ise, Clock Tower gibi korku faktörünü tüm oyun boyunca korumayı başaran nadir oyunlardan biri olmuş. Oyunun son anına kadar korkuyla devam ediyorsunuz.

Çevreyle etkileşimin o kadar büyük seviyede olması ise kendinizi gerçekten oyuncunun yerine koymanıza olanak sağlıyor. Dolayısıyla atmosferin içine iyice gömülüyorsunuz. Korku oyunlarının FPS olması elbetteki bir seçim meselesi; ama Penumbra’da Philip’in sağa sola yorum yapmasının bile Amnesia’da kaldırılmış olması, oyuncunun oyun içerisine girmesine olumlu etkide bulunmuş. Şöyle ki, oyuna başlıyoruz, hiçbir şeyden haberimiz yok, ve oynadığımız karakter de aynı durumda, fizik etkileşim de işin içine girince, oyun içerisine girmiş olmaktan farkımız kalmıyor.

Oynanış

Penumbra: Black Plague ile neredeyse aynı oynanışa sahip olan Amnesia, Adventure ile Point&Click arasında bir yerde kalıyor demek biraz abartı olacaktır; ama Penumbra: Overture’daki gibi çekiç ve kazma kullanarak bir şeyleri kırma dökme yok. Yapabileceğiniz tek şey koşmak, saklanmak, zıplamak ve çevre ile etkileşime geçmek. Çevre ile etkileşim hiçbir oyunda olmadığı kadar geniş. Fizik motorunu oynatmışlar resmen. Ama hiçbir şekilde kendinizi savunamıyorsunuz. Dolayısıyla kaçmak ve saklanmak zorundasınız. Daha açık olmak gerekirse, farkedilirseniz kaçmanız neredeyse imkânsız. Düşmanlar sizden daha hızlılar ve eğer farkedildiğiniz anda saklanacak bir yer bulamazsanız, kaçmanız imkânsız demektir.

Oyundaki en büyük yenilik ise Akıl Sağlığı sistemi. Tekinsiz olaylarla veya canavarlarla karşılaştığınızda akıl sağlığı seviyeniz düşüyor. Bu da yürüyüşünüzü, kontrollerinizi etkiliyor ve akıl sağlığını tamamen kaybettiğinizde ise kulaklarınızda ağır bir çınlama ile yerlerde sürünmenize neden oluyor. Eğer yakınlarda bir canavar varsa hele işiniz zor, çünkü yakalanmanız işten bile değil! Dolayısıyla oyun boyunca akıl sağlığınızı korumak durumundasınız. Yalnız, eğer karanlıkta çok fazla beklerseniz akıl sağlığınız yavaşça düşüyor. Eğer düşmanlara bakarsanız, çok hızlı düşüyor. Karanlıkta saklanmak, akıl sağlığınız düşükken tehlikeli; ama düşmanların karşısına çıkamayacağınız için başka seçeneğiniz yok. Oyun sizi gerçekten zor durumda bırakıyor. Ama kontroller sizi asla yarı yolda bırakmıyor.

Işıklar ise bir başka zorluk katıyor. Gazını sürekli doldurmanız gereken bir gaz lambası ve etraftaki mumlar ile meşaleleri yakabileceğiniz çakmak kutuları oyuna farklı bir boyut katmış. Karanlığın düşmanınız olmasına binaen, etrafı aydınlatmanız gerekiyor. Gaz lambasını zor durumlar için saklamak akıllıca bir durum iken, her mumu ve meşaleyi yakacak kadar çakmak kutusunun bulunmaması size biraz tutumlu olmanız gerektiğini çıtlatıyor. Daha da kötüsü, esen bir rüzgâr ile birlikte tüm yaktığınız meşaleler bir anda sönebiliyor.

Oyundaki atmosferi korumak için imleci kapatabiliyorsunuz; zaten açsanız da beyaz bir nokta olarak beliriyor. Koridor köşelerinden eğilmek gibi detaylar ise oldukça güzel. Çoğu zaman düşman geliyor mu yada gitmiş mi diye bakarken ben de bilgisayar başında sağa sola doğru eğildim, sanki görebilecekmişim gibi.

Grafikler

Amnesia, bir korku oyununa yakışır şekilde kasvetli ortamlar, renkler ve şekiller sunuyor. Frictional Games ışık oyunlarını kullanmakta oldukça usta. Ortamların dokuları ve ışıklandırma atmosfer üzerinde büyük bir etkiye sahip. Ama Graphic Whore’ları tatmin edecek bir grafik beklemek de abesle iştigalden başka bir şey olmaz. Özellikle blogumda bir kişinin yorumuna verdiğim cevabı tekrarlamayacağım.

Penumbra serisi oldukça düşük bir sistemde bile yüksek bir performans verebiliyordu. Ama grafik kalitesi açısından pek de güzel sayılmazdı. Geliştiriciler grafik sınırını Amnesia’da bir adım öteye taşımanın zamanının geldiğini söyleyerek minimum sistem gereksinimlerini yükseltmek zorunda kaldılar. Yine de yüksek bir grafik kalitesi beklememek gerekiyor. Her ne kadar dokular göze hoş gelse de, oyunun büyük bölümünü kaplayan kaya ve ahşap dokularının çözünürlüğünü biraz daha arttırabilirlerdi. Yine de, grafikler o atmosfer içinde göze batmayacak kadar hoş.

Ses

Silent Hill adına ne kadar uğraş verdiğimi az kişi bilir; ama Silent Hill oyunlarının müzikleri hakkında doktora tezi(!) yazacak kadar çok inceleme ve dinleme yaptım. Amnesia’nın müziklerini, Penumbra’nın da müziklerini yapan Mikko Tarmia yaptı. Şuradaki blog girdimde, müziğin bir örneğini bulabilirsiniz.
Atmosferi tamamlayıcı, zaman zaman rahatlatıcı, zaman zaman gerici müzikler kulağa oldukça hoş geliyor. Küçük havuzun bulunduğu salona geldiğimde o kadar rahatladım ki, sanki o kaleye tatile gelmiş gibi hissettim kendimi. Ama sonraki gelişlerimde dehşet içinde kaçmak zorunda olduğum çok iyi şekilde hatırlatıldı.
Ambiyans sesleri ise yine bir başka blog girdimde verdiğim gibi kaliteli, atmosferi tamamlayıcı ve hatta genişletici özelliğe sahip.

Hikâye

Frictional Games Lovecraft tarzını seviyor belli ki. Penumbra serisinde güzel işlenen bu hikâye tarzı, Amnesia’da da benzer bir hikâye kurgusunu beklememe neden olmuştu, ve açıkçası şaşırmadım. Korku oyunları bazında en iyi hikâye ödülü her zaman Silent Hill serisine ait olacaktır; ama bu, diğer oyunların kaliteli bir hikâye kurgusuna sahip olmalarını engellemiyor. Amnesia, uyandığında hiçbir şey hatırlamayan ve tek başına olan Daniel’ın etrafında gelişiyor. Kale içerisinde biraz dolaşıp atmosfere ve oynanışa alıştıktan sonra Daniel’ın kendisine yazdığı bir not buluyoruz. Notta Daniel’ın kendi isteği ile hafızasını sildiğini öğrendikten sonra yine notta Alexander’ı öldürmemiz gerektiğini görüyoruz. Hiçbir şey hatırlamadığımız için nota güvenmekten başka çaremiz kalmıyor.

Oyunda ilerledikçe bulduğumuz diğer notlarda ve flashback’lerde niye o kalede olduğumuzu, Daniel’ın başındaki belayı, Alexander’ın amaçlarını yavaşça öğreniyoruz. Ve öğrendiğimiz şeyler bize yardımcı olmaktan ziyade daha çok dehşete düşürüyor. Oyunun sonlarında ise tam bir Lovecraft karanlığına gömülüyoruz. Bazı sahnelerin sadece ekranın kararması ve seslerin duyulması şeklinde olması oldukça hüzünlü.

Bulmacalar

Korku oyunlarında bulmacalar… Bu konuda liderliği elinde tutan oyun Silent Hill 3′tür. Amnesia’nın bulmacaları tamamen fizik üzerine kurulu. Bütün bulmacaları fizik etkileşim ile çözüyorsunuz. Çözülemeyecek kadar zor bulmaca yok; ama bazen ne yapmanız gerektiğini bulmak biraz zor olabilir. Penumbra serisinin bulmacalarına oldukça aşina birisi olarak Amnesia’nın bulmacaları beni zorlamadı desem yeridir. Her ne kadar düşündürücü bulmacaların az olması can sıkıcı olsa da, okuduğunuz notların üzerinden çözmeniz gerekenler hoştu. Yaşayacığınız tek sıkıntı, nesneleri bulmak, ki genelde bulduğunuz notlarda nesnelerin yerleri de belirtiliyor. Tabi bunun için ya İngilizce bilmeniz yada Türkçe yamayı beklemeniz gerek.

Genel Olarak

Amnesia: The Dark Descent (Emnejia: Dı Dark Diğsınt diye okunuyor.) üç yıllık bir emeğin ürünü. 6 kişilik bir gurubun üç yılda yapabileceği nedir diye düşünenlerin Amnesia karşısında dillerinin tutulacağını söylemek yalnış olmaz. Kaldı ki, bağımsız bir geliştiriciden böyle kaliteli bir oyun gelmesi, 400 kişi ile 4 yılda geliştirilen boş oyunların (Hellgate London, Resident Evil 5 vs.) karşısında utanç duyması gereken bir durum.

Uzun süreli bekleyişime değen Amnesia, “Penumbra benzeri oyun arayanların” seveceği bir oyun. Eğer siz de benim gibi o eski survival-horror atmosferini arıyor, yeni çıkan boş ve şişirilmiş oyunlardan uzak duruyor ve gerçekten korkmak istiyorranız bu oyunu denemelisiniz. Umarım oyunu indirmek yerine satın alır ve bağımsız geliştiricileri desteklersiniz. Penumbra Türkçe yamasını 1000′den fazla indirip de oyunu satın alan kaç kişi oldu çok merak ediyorum.

22 Yorum

  1. avatar
    9-12-2010

    yamasını heyecanla bekliyoruz. güzel inceleme.

  2. 9-12-2010

    Absolutly Irresistible ! bir inceleme olmuş. Eline sağlık Tanshaydar.

  3. avatar
    9-18-2010

    başka adventure oyunlarını da çevirmeyi düşünüyormusun Tansel?

  4. avatar
    9-20-2010

    Sadece sevdiğim oyunlara “o da mümkünse” Türkçe yama yapıyorum. Fahrenheit’a yama yapmak mümkün olmadı mesela…

  5. avatar
    9-20-2010

    Psychonauts’a hiç yama yapmayı düşündünüz mü?

  6. avatar
    2-14-2011

    biz her nekadar bu yamayı indirsekde asıl ingilizce bilenler asıl zevki onlar tadıyor tüm oyunlar ingilizce çünkü

  7. avatar
    2-14-2011

    Alâkası yok. İyi yapılmış bir çeviri bazen orjinalinden bile iyi olabilir. Orjinali en iyisidir diyenler sadece yabancı dil bildiğini göstermeye çalışan gösteriş meraklılarıdır.

    Temelsiz ve sapkın bir mantık olduğu birçok oyunun çoklu-dil seçeneği sunması ile görülebilmektedir.

    Aynı şey dublaj için de geçerli. Rocky’nin Türkçe dublajı şahsen orjinalinden daha iyidir.

  8. avatar
    2-14-2011

    herzaman onlayn durumdasın haydar bu arada yaşını söylersen ona göre davranak :) eline sağlık

  9. avatar
    3-14-2011

    Türkiye’de bu tarz oyunları oynayan başka kişiler görmek sevindirdi beni. Böyle bir konuda fanatiksen bu konuları konuşacak birisini bulmak zor oluyor. Eline sağlık çalışmalarının devamını beklerim arkadaşım. Oynamadıysan da The Longest Journey diye bir oyun vardı eskilerde, çok severim ama malesef ciddi anlamda İngilizce istiyor.. Oynarsan seversen çevirirsen hayat ne güzel olur diyorum ve tekrar eline sağlık

  10. avatar
    3-15-2011

    Dreamfall’ı kastediyorsan evet, baya iyi oyundur. Ama dosyaları şifreli ve açılmıyor.

  11. avatar
    3-15-2011

    Aklıma geldi blogunda rastlamadım, 3 4 yıl önce Bethesda Lovecroft hikayelerini karıştırarak bi oyun yapmıştı “Call of Cthulhu The Dark Corners of The Earth” isminde. Denemeni öneririm. Tabi eğer oynamadıysan oyun giriş olarak “Innsmouth üzerindeki gölge” ile gidiyor sonrada dediğim diğer hikayelerden kısımlar katılmış hep… Güzel bir harman olmuş. Bu sırada dediğim oyun aslında dreamfall değil ilk oyunu. Ne kadar eskimiş bir oyun olsada enfes bir hikayeye sahip.Grim Fandango gibi bir adventure klasiği zaten, o bakımdan söylemiştim. Sanırım şifrelide değil ama çok fazla diyalog geçiyor oyunda onu kesin olarak hatırlıyorum. Çevirisi bayağı bir sancılı olur..

  12. avatar
    3-15-2011

    Onu birkaç defa bitirdim zaten de, ya o zamanlar blog sahibi değildim, ya da iyi bir yazar değildim. Kült oyundur kesinlikle.
    The Shadow over Innsmouth’u hikâye olarak okuduğum zamanları hatırlıyorum da… İki hafta psikolojim bozuk gezmiştim, aynaya filan bakıyordum. Dagon filminin yanında, burada yazdığım Cthulhu isimli film var, ben de onları önereyim :)

    Longest Journey, Dreamfall oyunu, bahsettiğini anladım, ama dosyaları açıkta değil. Açabilirsen bakalım.

  13. avatar
    3-15-2011

    Ahaha.. Anladım. Keşke bu işlerde bir bilgim olsaydıda bi yardımım dokunsaydı çeviri hallederim ama bu nereye hangi program yardımıyla gibisinden şeyleri hiç araştırmadım hele bu aralar sınava hazırlık zaten.. Aklıma gelmişken bir grup hatırladım albümleri genelde konsept olur hep ama hepside korku konseptinde. Tek farkı bir albümde örn. sadece lovecraft tan yola çıkmışlar, şarkı isimleride kitaplarla ilgili (albümün ismi Necronomicon), örn. bir albümde de sadece Poe ya adamışlar.. Bu sırada grubun adı Nox Arcana, Tarz olarak ise elektronik denebilir genelde klavyeden oluşan şarkılar var. Sever misin bir bak

  14. avatar
    11-2-2011

    Şu sıralar oynuyorum ve o dediğin havuzun olduğu “back hall” deyim. Asansörü çalıştırmak için makine dairesinin anahtarını misafir odasında aradım aradım ancak henüz bulamadım. Ardından instrumental odasına girip dolaştım ve aman allahım orada bulunmak bile dehşet verici. Instrumental odasından sonra belki daha da büyük olan başka bir oda daha var ve orada aradığım kapı kolu parçasını bir an önce bulsam da bu lanet yerden defolsam dediğimi hatırlıyorum. Ayrı olarak back hall’e her dönüşümde odadaki özellikle de havuzdaki değişiklikleri, kadının yer yer çığlıklarını duymak tüylerimi diken diken ediyor… Kendimi alamıyorum oynamaktan… Özellikle bu blogda okuduklarımdan dolayı o kadar oyunu kendi kafamda büyütmüştüm ki oynayamam diyordum ancak şimdi oynuyorum ve kafamda büyütmem oldukça haklıymış ancak oynayamamak konusunda o kadar haklı değilmişim. Cidden Silent Hill, Silent Hill 2, Silent Hill 3 bitirdim bu kadar tüylerim diken diken olmamıştı. Bu oyunu oynadıktan sonra Darkness Within: The Dark Lineage oyununun bu oyundan ciddi anlamda etkilendiğini düşünüyorum. Tabi seninde dediğin gibi Lovecraft etkileşimi iki oyunda da var olduğunu göz önüne alırsak, Darkness Within oyunu bu oyundan belki etkilenmiş olabilir ancak daha çok etkilendiği başka birşey ise Lovecraft hikayeleridir bence…

    • avatar
      11-2-2011

      Bir ara Darkness Within’in esinlendiği Lovecraft hikâyeleri diye bir liste tutmaya başlamıştım. 6. hikâyeye geldikten sonra bıraktım.
      Amnesia’nın esinlendiği 3 tane Lovecraft hikâyesi var, geri kalanı orjinal yazılmış. Zamanında Darkness Within 2 ile Penumbra/Amnesia kıyaslaması yapma hatasına ben de düştüm; ama yapmamak lazım bence.

  15. avatar
    11-3-2011

    Haklısın, zaten yaptığım kıyaslama hangisi daha iyi açısından değil yani. İkiside üzerine uğraşılmış, emek verilmiş yapımlar. Darkness Within’de eski evin alt tarafına indikten sonra mezarların orada bir hata olmuştu ve orada kalmıştım ilerleyebilsem bitirirdim ancak o da çok içimde kaldı. Şimdi Amnesia bitince White Night’ı da oynamak istiyorum belki sonrada DW ye geri bakarım. :)

  16. avatar
    11-29-2011

    İnceleme gayet güzel oyun da güzel fakat Resident Evil 5′i kötülemen çok mantıksız.Çünkü oyun baştan beri aksiyon oyunu olarak tanıtılıyordu bir survival horror olarak değil.

    • avatar
      11-29-2011

      Yorumu sırf Resident Evil 5′i karalamamdan rahatsız olduğunuz için yazmadınız umarım :)
      “Baştan beri” tanımını neye göre yapıyorsunuz anlamadım, kafanıza göre mi? Resident Evil 5 bir survival horror serisi olan Resident Evil serisine ait bir oyun olarak lanse edildi, ve her zaman da bir survival horror olarak tanıtıldı: http://en.wikipedia.org/wiki/Resident_Evil_5
      Tomb Raider çakması bir oyun görünce kafanız karışmış sanırım.
      Ayrıca Resident Evil serisini ilk oyundan beri oynayan ve Resident Evil 5 adını 2006′da duyanlardan olmadığınız oldukça açık; çünkü Resident Evil serisine sadık olup da RE5′i beğenen kimse yok, olması da mümkün değil.
      Ayrıca, 400′den fazla kişi ile 4 yıldan fazla sürede yapılmış bir oyunun kolay modunda 3 saatte bitiyor olup, serinin sevilen karakterlerinin sexapellerini arttırıp öne çıkarıp rant sağlamak rezaletin daniskasıdır. CapCom bu işi kıvıramamış, elindeli malzemeyi kullanamamış, yüzüne gözüne bulaştırmıştır. Aksiyon olarak bile bir şey veremeyen, başarısız bir oyun olmuştur RE5.
      İşin ilginci, örnek oldukları Resident Evil 4 kat kat başarılıdır ve hem aksiyonu hem de korkuyu iyi işleyebilmiştir.
      İşte, yapımcı değişince neler neler değişiyor.

  17. avatar
    2-14-2013

    TansHaydar, sana ulaşmam gerekiyor. Çünki gerçekten birşeyler sorup anımsamam gerekiyor. Bu denli bilgin var, ve umarım bana istediklerimi verebilicek birisindir. ( İsteklerim sadece oyunlar hakkında )

    • avatar
      2-14-2013

      Bir an okuduğumda ‘ne oluyor lan’ dedim. Yani en son eski kız arkadaşlarımdan biri böyle bir şey demişti tırstım baya :D
      İlLetişim bölümünden iletişime geçebilirsin.

  18. 5-16-2013

    kullaniyolar :D oyle oyunmu olur neyse Amnesia korku oyunlari arasinda oynadigim en saglam oyun diyebilirim. penubra serisini denemedim bilmiyorum. birde birader ben Mac kullaniyorum ama Fatal Frame mac versiyonu yada port lu versiyonu varmidir bildigin. cok ovulen bir oyun acikcasi cok merak ediyorum ama oynama sansim olmadi maalesef. gerci PS3 icin yayinlanicakmis eski versiyonu ama ben bilgisayarda oynamaktan yanayim.

    ceviri icin tesekkurler.

    • avatar
      5-16-2013

      Fatal Frame konsollara özel bir seri, maalesef PC veya Mac versiyonu yok. Penumbra serisine de bir göz at derim, onun da çevirisi var nasıl olsa.

Fikrin neyse zikrin de odur