Beyazperde

Surrogates – Suretler

Posted on 02. Oca, 2010 by in Beyazperde

2010 yılının ilk izlediğim filmini blogumda paylaşacak kadar kayda değer bulmam bu yılın benim için şanslı geçeceğine bir işaret miydi, onu bilemiyorum. Surrogates(Suretler), filmlerin felsefe ve eleştiri gibi yüksek düşünce kapasitesi gerektiren etmenler içermemesi gerektiğini savunan popcorn‘cu gençlik için pek bir şey ifade etmeyen bir film olmuş. Yalnız benim için bir şeyler ifade etmeyi başardı. [...]

<!--:tr-->4868-surro-aa<!--:-->
<!--:tr-->2035-bru410<!--:-->

4868-surro-aa2010 yılının ilk izlediğim filmini blogumda paylaşacak kadar kayda değer bulmam bu yılın benim için şanslı geçeceğine bir işaret miydi, onu bilemiyorum.

Surrogates(Suretler), filmlerin felsefe ve eleştiri gibi yüksek düşünce kapasitesi gerektiren etmenler içermemesi gerektiğini savunan popcorn‘cu gençlik için pek bir şey ifade etmeyen bir film olmuş. Yalnız benim için bir şeyler ifade etmeyi başardı.

Filmin kısaca konusu şöyle: Teknoloji, artık bedensel özürlü insanların yapay(robot) bedenleri kontrol ederek normal insanlar gibi yaşayabilecekleri kadar ilerlemiştir. Yalnız, kot pantolon gibi bir icat olan “suretler”, sonrasında dünya nüfusunun %98′i tarafından kullanılmaya başlar. VSI isimli bir firmanın tekel olduğu ve firma kurucusunun bu teknolojinin yaratıcısı olduğu film, suret kullanan insanın suretini (bildiğin robot be abi) öldürdükten sonra sahibinin de öldüğünün ortaya çıkması ile karmakarışık bir hâl alır, ve entrikalar yavaş yavaş ortaya çıkar.

(daha fazla…)

17 Again – 17 Yeniden

Posted on 26. Ara, 2009 by in Beyazperde

Daha dün akşam, The International‘dan beri kayda değer bir film izlemediğimden dem vurmuştum bir arkadaşıma… İki girdi arasındaki farkın da 17 güne denk geliyor olması ayrı bir ironi mi, onu bilemeyeceğim. 17 Again, çok ilginç bir film. “Size ikinci bir şans verilse?” klişe konusunu güzel ve farklı bir şekilde işlemiş. Konusu kısaca şöyle: 1989 yılında [...]

<!--:tr-->4696-17-a<!--:-->

4696-17-aDaha dün akşam, The International‘dan beri kayda değer bir film izlemediğimden dem vurmuştum bir arkadaşıma… İki girdi arasındaki farkın da 17 güne denk geliyor olması ayrı bir ironi mi, onu bilemeyeceğim.

17 Again, çok ilginç bir film. “Size ikinci bir şans verilse?” klişe konusunu güzel ve farklı bir şekilde işlemiş. Konusu kısaca şöyle: 1989 yılında lise son öğrencisi olan Mike lise basketbol takımının yıldızıdır. Üniversite bursu ve parlak bir gelecek onu beklemektedir. Ama her şeyden vazgeçip, hamile olduğunu yeni öğrendiği kız arkadaşı Scarlet’le evlenmeye karar verir.
20 yıl sonra, Mike’ın o parlak günleri dönmemecesine geride kalmıştır. Scarlet’le evliliği bitmek üzeredir, şirketteki terfiyi beklerken kovulmuştur, çocukları onu zerre kadar kaale almamaktadır ve lisede bir inekken sonradan teknoloji milyarderi olan en iyi arkadaşı Ned’in yanında yaşamaya mecbur kalmıştır.
Ama Mike’a ikinci bir şans verilir ve mucizevi bir şekilde 17 yaşına geri döner; ama sadece kendisi. Geri kalan herkes, her şey olduğu gibidir. Mike 17 yaşında görünse de, 30 küsur yaşındaki bir adam gibi davranması 2009 yılının lisesinde garip kaçar. Bu ikinci şansı iyi değerlendirmeye çalışmasına rağmen kazanabilecekleri kadar kaybedebilecekleri de vardır.

(daha fazla…)

The International – Uluslararası

Posted on 11. Ara, 2009 by in Beyazperde

Body of Lies ve Lord of War gibi filmleri izleyerek “dünya piyasasının” eksenlerini anlamaya çalışan arkadaşlara her zaman saygı duydum. Komplo teorileri okudum, dinledim, ara ara kendim de ‘yazdım’; lâkin bu filmi izleyene kadar saydıklarımın hepsinin ne kadar boş olduğunu gördüm. The International, son zamanlarda izlediğim en kaliteli filmlerden biri oldu. (Son zamanlarda kaç tane [...]

internationalBody of Lies ve Lord of War gibi filmleri izleyerek “dünya piyasasının” eksenlerini anlamaya çalışan arkadaşlara her zaman saygı duydum. Komplo teorileri okudum, dinledim, ara ara kendim de ‘yazdım’; lâkin bu filmi izleyene kadar saydıklarımın hepsinin ne kadar boş olduğunu gördüm.

The International, son zamanlarda izlediğim en kaliteli filmlerden biri oldu. (Son zamanlarda kaç tane film izledim?)
Bankacılık sistemi ve “devletlerüstü” organizasyonların manipülasyon gücünü görmek için güzel bir film. Komplo teorisi deyip küçümseyen insanlara özellikle tavsiye ederim.

Filmden ise tek bir alıntı yapmak istiyorum:

The IBBC is a bank. Their objective isn’t to control the conflict, it’s to control the debt that the conflict produces. You see, the real value of a conflict, the true value, is in the debt that it creates. You control the debt, you control everything. You find this upsetting, yes? But this is the very essence of the banking industry, to make us all, whether we be nations or individuals, slaves to debt.

Türkçesi ile:

IBBC bir bankadır. Amaçları kargaşayı kontrol etmek değil, kargaşanın yarattığı borcu kontrol etmektir. Görüyorsunuz, bir kargaşanın gerçek değeri, asıl değeri, yarattığı borçtur. Borcu kontrol edersen, her şeyi kontrol edersin. Bunu üzücü buluyorsunuz, değil mi? Ama bankacılık endüstrisinin asıl temeli, ulus veya birey olalım, hepimizi, borcun kölesi yapmatır.

Doğru söze ne hacet?

Uçurtma Avcısı – The Kite Runner

Posted on 22. Eki, 2009 by in Beyazperde

Bir ders için izleyip üzerine bir eleştiri yazısı yazmam gereken Uçurtma Avcısı, bence eleştiriden fazlasını hakediyor. Zaten aslında bir romandan beyazperdeye aktarılmış olan film, Güneşi Gördüm‘ün daha iyi oyunculuklar ve daha oturaklı haliyle çekilmiş versiyonu gibi görülebilir (mi?) desem pek doğru olmaz, ama teşbihde mübalâ yoktur derler. Her neyse… Birçok insanın hayali olan “kendi yazdığı [...]

<!--:tr-->Ucurtma-Avcisi<!--:-->

Ucurtma-AvcisiBir ders için izleyip üzerine bir eleştiri yazısı yazmam gereken Uçurtma Avcısı, bence eleştiriden fazlasını hakediyor. Zaten aslında bir romandan beyazperdeye aktarılmış olan film, Güneşi Gördüm‘ün daha iyi oyunculuklar ve daha oturaklı haliyle çekilmiş versiyonu gibi görülebilir (mi?) desem pek doğru olmaz, ama teşbihde mübalâ yoktur derler. Her neyse…

Birçok insanın hayali olan “kendi yazdığı kitabı basılı olarak görmeyi” yaşadıktan sonra eski bir aile dostundan gelen telefon ile tüm eski anılar Emir(Âmir)’in zaten hiç terketmedikleri zihnine akın eder. Marc Forster gibi tanınmış ve kendini kanıtlamış bir yönetmenin filmi olan The Kite Runner (Uçurtma Avcısı), aslında bir romandan beyazperdeye aktarılmış. (daha fazla…)

Sayfa 5 / 9« İlk...34567...Son »