2010 yılının ilk izlediğim filmini blogumda paylaşacak kadar kayda değer bulmam bu yılın benim için şanslı geçeceğine bir işaret miydi, onu bilemiyorum.
Surrogates(Suretler), filmlerin felsefe ve eleştiri gibi yüksek düşünce kapasitesi gerektiren etmenler içermemesi gerektiğini savunan popcorn‘cu gençlik için pek bir şey ifade etmeyen bir film olmuş. Yalnız benim için bir şeyler ifade etmeyi başardı.
Filmin kısaca konusu şöyle: Teknoloji, artık bedensel özürlü insanların yapay(robot) bedenleri kontrol ederek normal insanlar gibi yaşayabilecekleri kadar ilerlemiştir. Yalnız, kot pantolon gibi bir icat olan “suretler”, sonrasında dünya nüfusunun %98′i tarafından kullanılmaya başlar. VSI isimli bir firmanın tekel olduğu ve firma kurucusunun bu teknolojinin yaratıcısı olduğu film, suret kullanan insanın suretini (bildiğin robot be abi) öldürdükten sonra sahibinin de öldüğünün ortaya çıkması ile karmakarışık bir hâl alır, ve entrikalar yavaş yavaş ortaya çıkar.

Daha dün akşam,
Body of Lies ve Lord of War gibi filmleri izleyerek “dünya piyasasının” eksenlerini anlamaya çalışan arkadaşlara her zaman saygı duydum. Komplo teorileri okudum, dinledim, ara ara kendim de ‘yazdım’; lâkin bu filmi izleyene kadar saydıklarımın hepsinin ne kadar boş olduğunu gördüm.
Bir ders için izleyip üzerine bir eleştiri yazısı yazmam gereken Uçurtma Avcısı, bence eleştiriden fazlasını hakediyor. Zaten aslında bir romandan beyazperdeye aktarılmış olan film, 






