Beyazperde

Masters of Horror

Posted on 05. Oca, 2009 by in Beyazperde

Masters of Horror (Korkunun Ustaları), Stephen King, H.P. Lovecraft, Edgar Allan Poe ve Clive Barker gibi isimlerin korku hikâyelerinden beyazperdeye uyarlanan ve neredeyse hepsi birer saatten oluşan bölümlerden ibaret bir dizidir. İki sezon mevcut ve iki sezonda da 13′er bölüm var. Her biri birbirinden bağımsız bu bölümlerin farklı yönetmenleri, farklı oyuncu kadrosu ve farklı müzikleri [...]

<!--:tr-->mastersofhorror<!--:-->

Masters of HorrorMasters of Horror (Korkunun Ustaları), Stephen King, H.P. Lovecraft, Edgar Allan Poe ve Clive Barker gibi isimlerin korku hikâyelerinden beyazperdeye uyarlanan ve neredeyse hepsi birer saatten oluşan bölümlerden ibaret bir dizidir. İki sezon mevcut ve iki sezonda da 13′er bölüm var. Her biri birbirinden bağımsız bu bölümlerin farklı yönetmenleri, farklı oyuncu kadrosu ve farklı müzikleri var. Alacakaranlık Kuşağı veya Kâbuslar Evi gibi bir seri sayabiliriz; ama her bölümde bambaşka hikâyeler işlemekte ve hiçbirinin diğeri ile alâkası yok. Ayrıca bazı bölümler de John Carpenter ve Takashi Miike gibi tanınmış yönetmenlerin eseri.

Neredeyse iki aydan beri bu seriyi bitirmeye çalışıyordum. An itibariyle bitmiş durumda. DVD serisi Türkiye’de bulunmadığından diğer yollardan elde ettim. 2. sezondan başladım izlemeye ve sonra 1. sezonu bitirdim. Şimdi düşünüyorum da, ters başlamakla iyi yapmışım.

Siz de benim gibi korku filmlerinden, hikâyelerinden hoşlanıyorsanız mutlaka izleyin demeyi çok isterdim. Ama bunu tüm içtenliğimle söyleyemeyeceğim maalesef. (daha fazla…)

Resident Evil: Degeneration

Posted on 07. Ara, 2008 by in Beyazperde, Oyun

Sinemaya, en son oyundan beyazperdeye geçen bir film olan Max Payne için gitmiştim. Beyazperde için yazılmamış, sonradan onun için yorumlanmış olan filmlerin akıbeti beni genellikle üzer. Ama bazen de güzel sonlarla karşılaşabiliyoruz, mesela, kaliteli bir oyun serisini beyazperdede rezil eden filmlerinden sonra çıkan bir animasyon film gibi. Resident Evil, neredeyse on yıl önce tanıştığım bir [...]

<!--:tr-->biodposter<!--:-->

Sinemaya, en son oyundan beyazperdeye geçen bir film olan Max Payne için gitmiştim. Beyazperde için yazılmamış, sonradan onun için yorumlanmış olan filmlerin akıbeti beni genellikle üzer. Ama bazen de güzel sonlarla karşılaşabiliyoruz, mesela, kaliteli bir oyun serisini beyazperdede rezil eden filmlerinden sonra çıkan bir animasyon film gibi.
Resident Evil, neredeyse on yıl önce tanıştığım bir fenomen. İkinci oyunu ile tanıştığım oyun serisi, 3. oyundaki baş karakter Jill Valentine‘a tutulmam ile bir fan daha kazanmış, PC’ye çıkan tüm oyunlarını oynamıştım. Tabi bu kaliteli oyun serisinden daha fazla kâr etmek isteyenlerin beyazperde yorumları ile de karşılaştım. İlk film kötü olsa da, ikinci film olan Resident Evil: Apocalypse ile yavuklum Jill Valentine’ı Sienna Guillory nezdinde perdeye yansıtmaları (evet, Sienna hayranlığım buradan geliyor) filmi sevmeme vesile olmuş, ama yine geçen yıl çıkan Resident Evil: Extinction ile serinin filmlerine karşı olan bütün sevgi ve saygımı yitirmiştim.
Derken, Resident Evil’in dördüncü filmi söylentilerini duymuş, sorup soruşturunca da bir animasyon film yapıldığını öğrenmiştim. Tabi beni de heyecanlı bir bekleyiş sarmıştı. Geçenlerde DVDrip’ini kaçak yollardan elde ederek izledim, ve buraya taşıyacak kadar beğendim.
(daha fazla…)

Max Payne, Bir Başka ‘Oyundan Beyaz Perdeye’ Filmi…

Posted on 26. Eki, 2008 by in Beyazperde

Oyundan Beyaz Perdeye çıkan filmler hakkında maalesef bir ön yargı oluştu bende. Özellikle Resident Evil ve Alone in the Dark gibi facialardan sonra hem de… Silent Hill gibi orta şeker uyarlamalar beni güven duymaya motive etse de, yine de Punisher gibi bir uyarlama daha izlemedikçe bu ön yargı kırılmaz bende. Bugün sinemada izlediğim Max Payne, [...]

max_payne

Oyundan Beyaz Perdeye çıkan filmler hakkında maalesef bir ön yargı oluştu bende. Özellikle Resident Evil ve Alone in the Dark gibi facialardan sonra hem de… Silent Hill gibi orta şeker uyarlamalar beni güven duymaya motive etse de, yine de Punisher gibi bir uyarlama daha izlemedikçe bu ön yargı kırılmaz bende.

Bugün sinemada izlediğim Max Payne, bu ön yargımı kırmaya yetmedi ne yazık ki… Neredeyse tamamen ilk oyunun senaryosu üzerine kurulu olan film, ufak değişiklikler ile farklı bir tat oluşturmaya çalışmış olsa da, tam anlamıyla olmuş dedirtemedi bana. Oyuncu iyiydi; ama ailesi ölmüş birinin yıkılmış psikolojisini tam yansıtamıyordu. Sanırım Mel Gibson gibi biri gerekiyordu o role, ya da en azından Thomas Jane gibi bir oyuncu oynamalıydı. Kaldı ki, Punisher filminde gayet iyi oynamıştı kendileri. Mel Gibson demişken, Komplo Teorisi gibi bir başyapıtı da tekrardan izleme isteği hasıl oldu şimdi :)

Film hakkında bilgi vermeyeceğim, sanırım eleştiri de yapmayacağım. Film kötü değil, ama mükemmel de diyemiyorum. 8/10 vererek sanırım biraz bonkör davrandım; ama oyundan filme uyarlama serisine rezalet olmayan, hatta iyi sayılan bir üye daha katıldı.

Max Payne oynarken zevk aldıysanız benim gibi, kaçırmayın derim ;)

Kabuslar Evi Serisi – Çağan Irmak

Posted on 17. Eyl, 2008 by in Beyazperde

Babam ve Oğlum‘u izleyen birçok kişi, DVD’nin içindeki Kâbuslar Evi fragmanlarını görmüştür. Alacakaranlık Kuşağı benzeri bir seri olan ve şu anda sadece 7 bölümü bulunan bir dizi film. Korku filmi sananlar varsa yanılıyorlar; çünkü korku öğelerinden çok gizem barındırıyor içinde. Özellikle de insanın en çok korkması gereken gizem: Yaşanılanlar gerçek mi yoksa gerçeğin faklı bir [...]

Kabuslar Evi - Hayal-i CihanBabam ve Oğlum‘u izleyen birçok kişi, DVD’nin içindeki Kâbuslar Evi fragmanlarını görmüştür. Alacakaranlık Kuşağı benzeri bir seri olan ve şu anda sadece 7 bölümü bulunan bir dizi film. Korku filmi sananlar varsa yanılıyorlar; çünkü korku öğelerinden çok gizem barındırıyor içinde. Özellikle de insanın en çok korkması gereken gizem: Yaşanılanlar gerçek mi yoksa gerçeğin faklı bir yansıması mı?. Bir başka deyişle, gördükleriniz gerçek mi, yoksa hayal mi?

Tüm seriyi izledim ve genel olarak güzel olduğunu düşünüyorum. Özellikle de temponun artması çok güzel. Tempodan kasıt, ilk film güzel, ikincisi daha da güzel, üçüncüsü tavan yapmış. Maalesef sonrasında kalitede bir düşüş gözlemledim. 4. film fena ollmasa da, 5 ve 6 pek kaliteli olmamış. Şimdi ise 8. film olan “Seni Beklerken”i edinmeye çalışıyorum.

Gizem dedim de, aslında Çağan Irmak, ön planda verdiği olayın arkasında çok daha farklı şeyleri büyük bir ustalıkla incelemiş. Film sektöründen aile bağlarına kadar çeşitli konulara ustalıkla değinmiş. Zaten Babam ve Oğlum filmiyle tanıdığım yönetmen, yeteneğiyle gözüme girdi.

Biraz konudan bahsedeyim: Kabuslar Evi’nin her bölümü aynı evde geçer ve sadece misafirler değişir. Ev, Sema Emlak’ın sahibi olan Sema Hanım, ki kendisi her bölümde oynayan sabit bir oyuncudur, tarafından çeşitli kiracılara verilir ve kiracılar ya geçmişleriyle, ya korkularıyla yüzleşmek; ya da iyiyle kötü arasındaki seçimi yapmak zorunda kalırlar. Her bölümde ayrı bir gizemin işlendiği seride, baş karakterler ya ölür, ya ortadan kaybolur, ya da yaptıkları seçimin sonuçlarını alırlar.

Bitirmeden önce söylemek istediğim birkaç şey: Özellikle kadro seçimine bağlı bir kalite çarpıyor göze, 3. bölüm olan Hayal-i Cihan, beni gerçekten etkiledi. Tabi oyuncuların Çetin Tekindor ve Okan Yalabık olması büyük etki etmiş. Hiçbir bölümünü izlemeyecek olsanız bile, 3. bölüm olan Hayal-i Cihan’ı izleyin derim.

Sayfa 8 / 9« İlk...56789