Not: Yazıyı okumaya başlamadan önce şunu aklınızda bulundurun. Ülkemizde son yıllarda bilgisayar oyunları oynayanlarının sayısının 10 milyonu geçtiği tahmin ediliyor.[1]
Feragatname: İşbu yazı dizisi tamamen benim kişisel görüşlerim olmakla beraber, bu endüstri içerisinde bulunduğum süre boyunca edindiğim tecrübeleri de içermektedir. Herhangi bir resmî kurum/kişi ve/veya kuruluş ile bağlantı ve fayda veya zarar sağlama amacı yoktur. Bu yazı dizisi tesbitinde mutabık olunmuş bir problemin irdelenmesi ve muhtemel çözümlerin sunulmasını amaçlamaktadır, "sana mı kaldı lan mk?" tarzında yaklaşım sergileyecek kişilere karşı sessizliğimi korumayacağım.
Bir önceki yazımda, sektörün durumunu ele almış ve ilerleyememesinin sebeplerini irdelemeye çalışmıştım. İlk sebep olarak ele almak istediğim konu, Türkiye’de oyun kavramına ve endüstrisine bakış.
Türkiye'de Oyun Kavramı
Türkiye'de oyun deyince, akla ilk gelen muhtemelen saklambaç ve o dönemin tarz oyunlarıdır. Küçük çocuklar arasında oldukça popüler olan bu tür oyunlar, maalesef "oyun" kelimesinin üzerine monopolisini kurmuştur. Her ne kadar futbol da bir oyun olsa ve içinde milyonlarca dolar dönse de, oyun kelimesi futbolu kapsamaz, çocuk işi olarak kalır.


Geçen gün yeni oyunumuz için bir Trailer senaryosu yazarken, trailer'ın orjinal içeriği, kullanıcıya verilecek detaylar, süre ve içerik gibi özellikleri göz önünde bulundurmanın ne kadar zor olduğunu farkettim. Kullanılacak sahnelerin başlangıç ve bitişleri, gösteriliş sırası, müziğin temposu, giriş sahnesi, kapanış sahnesi, gösterilecek oynanış özellikleri, oyunun heyecanını öldürmeden gerekli ve yeterli bir ön heyecan inşası, hikâyeye dair merak uyandırma... Kısacası, bir Trailer senaryosu yazmak da bir oyun senaryosu yazmak kadar zor. Ve özellikle çok kısa zamanda heyecan ve merak uyandırmak tamamen bir bilmece!






