Geçen haftalarda canımın sıkıldığı bir gece bir korku filmi açıp izlemek istedim. Arşivimi karıştırdığımda daha önce hiç bakmamış olduğum Shrooms isimli bir film buldum. Oturup izledim ve açıkçası hiç beğenmedim. Hele ki zoraki sürpriz sonu beni iyice bezdirdi. Aklıma gelen ilk soru ise, bu kadar kalitesiz işlenen hikâye örgüsünün böyle zoraki bir sürpriz sona ihtiyacı olup olmadığıydı.
Scarface, Godfather, Once Upon a Time in America, The Shawshank Redemption gibi filmler gayet lineer bir kurgu örgüsü sunarlar. İzleyiciyi etkilemek için bir sürpriz sona ihtiyaç duymazlar. Günümüzde böyle filmler pek çekilmiyor artık.
Burada bahsettiğim sürpriz son, bir polisiye filminin “katil kim?, ben o sanıyordum ama şu çıktı!” tarzındaki gibi değil, Prestige ve The Illusionist gibi filmlerdeki gibi bir sürpriz son. Sanırım 90′ların sonuna kadar sürpriz sona ihtiyaç duyan bir film yoktu, ve çekilmedi de.
Sürpriz sona sahip hatırladığım ilk film The Others’tı. Film boyunca gerilip fikir yürütürken filmin sonunda hiç tahmin etmediğim bir olayın çıkması beni tamamen ters köşeye yatırmıştı. Bunu takip eden filmlerde yine kaliteli kurgu örgüsünün hiçbir şekilde gidişatı bozmadan verdiği sürpriz sonlar ile birlikte artık “tahmin etme” olgusunun iyice gelişmeye başlaması kurguların daha akılcı, daha sıkı, daha şaşırtıcı olmaya başlaması oldukça normal. Dahası, kaliteyi arttırması ile oldukça güzel. Ama gel gelelim, bu sürpriz son olayı iyice sıktı.









