Liseyi İstanbul’da okuduğum yıllarda, elime geçen az bir parayı çarçur eder, sağda solda (genellikle de internet kafelerde) yerdim. Ne zaman ki lise son oldum (ki bizim zamanımızda lise 3′e tekabül ediyordu), biraz kafam çalışmaya başladı ve paramı sinemaya, boğaza nazır kafelerde çay-simit partilerine yatırmaya başladım… Üniversite’yi kazanıp Ankara’ya geldiğimde, özellikle ilk sene sağdan soldan aldığım [...]
Liseyi İstanbul’da okuduğum yıllarda, elime geçen az bir parayı çarçur eder, sağda solda (genellikle de internet kafelerde) yerdim. Ne zaman ki lise son oldum (ki bizim zamanımızda lise 3′e tekabül ediyordu), biraz kafam çalışmaya başladı ve paramı sinemaya, boğaza nazır kafelerde çay-simit partilerine yatırmaya başladım…
Üniversite’yi kazanıp Ankara’ya geldiğimde, özellikle ilk sene sağdan soldan aldığım bursları bana sağlam bir kazık sokan HP dizüstüne yatırdıktan sonra, yavaş yavaş yerine gelmeye başlayan aklım, elimdeki parayı kitaba yatırmam gerektiğine ikna olmaya başladı. Ama gel gör ki, insanın aklı başına geldikçe eline geçen gelir miktarı da azalıyormuş… ve kitap fuarlarının önemini ilk defa Kocatepe Kitap Fuarı’nda idrak ettim. (50 liraya 150 liralık kitap alınca herkesin aklı çalışmaya başlıyor bence)
Tabi, İstanbul’daki o “her ay bir başka yerde açılan kitap fuarlarıyla dolu” güzel günlerden sonra Ankara’da yılda bir-iki defa kitap fuarlarına denk gelmek, özellikle de “aklı başına geldikten sonra” böyle bir muameleye tabi kalmak insanın canını sıkıyor. Şu aralar asgari ücret ile ev geçindirenlerin derdini anlayan üniversite öğrencisi ben, paramı şu anki finansal planımla harcamaya devam edersem 30 yıl sonra Türkiye’nin sayılı zenginlerinden biri olabilirim.
Olabilirdim…
Ta ki…
(daha fazla…)