MetrukA. Burak Turan’ı Zifir kitabı ile tanımıştım. Bir akşam üstü, Ankara Şehirlerarası Garı’nda (AŞTİ) eve gitmek için aldığım biletin otobüsünü beklerken, neredeyse bütün gece sürecek olan 6 saatlik yolculuğu bir nebze katlanılır kılabilmek için AŞTİ’nin kitapçılarını gezmeye başlamıştım. Gözlerim raflarda gezinirken Zifir isimli bir kitaba takılıp kaldı. Bir gazetede hakkında bir röpoartaj okumuştum. Tam bir fantastik kurgu! Yazarları Orkun Uçar ve A. Burak Turan idi. Orkun Uçar’ı Metal Fırtına ve Kızıl Vaiz kitaplarından bildiğimden tereddüt etmeden almış, o gece bütün yol boyunca gözümü bile kırpmadan kitaba dalmıştım. Öylesine sürükleyici bir anlatım ve öyle güçlü bir hayalgücü dünyası vardı ki, sabah eve vardığımda kitabı bitirmiştim. A. Burak Turan ile böylece tanışmış oldum.

Xasiork Ölümsüz Öykü kulübüne üyeliğim bulunduğu için derledikleri mevsimlik PDF kitaplardan haberim olur. İndirip kahvemi yudumlarken zevkle okurum. Bir websitesi bu kadar çok yazar yetiştiriyor diye gurur duyarım. Keşke üzerine düşsem de ben de katkıda bulunabilsem… Her neyse, bir gün yine Xasiork imzalı bir mail gelmişti ve acaba bu defa nasıl güzel hikâyeler derlediler diye düşünürken yanda gördüğünüz kapak resmi eşliğinde kısa bir tanıtım yazısı görmek beni şaşırttı. A. Burak Turan’ın kendi başına yazdığı ilk kitabı Metruk satışa sunulmuştu! Orkun Uçar’ın tanıtım yazısından da gazımı alarak hemen KitapYurdu.com üzerinden siparişimi verdim ve heyecanlı bir bekleyiş başladı.

Kitap birkaç gün önce elime ulaştı ve biraz ince olduğunu görmek beni az da olsa hayal kırıklığına uğrattı. Orkun Uçar’ın üç sayfalık tanıtım yazısını okuduğumda daha da heyecanlandım ve Orkun Uçar’ın okuyucusuyla arasında yarattığı bu samimi havayı Burak Turan’la okuyucusu arasında da yaratmaya çalıştığını gördüm. Belli bir yere kadar da başarılıydı; ama bundan sonra söz Burak Turan’ındı ve kitaba başladım.

Açıkçası, ilk defa Burak Turan’ın kendi başına yazdığı bir hikâyeyi baştan sona okuyorum. Aynı sahne üzerinde özne değiştirerek gitgide arttırdığı temposu çok hoş. Kitabını bölümler halinde ve her bölüme de bölümün konusunu kısaca anlatan bir başlıklar atarak yazmış. Tıpkı bir filmin sahnelerinin değişmesi gibi. Kitabı okudukça Burak Turan’ın Zifir üzerindeki izlerini çok daha net bir şekilde görmeye başladım. Sonlara yaklaşırken iyice artan temposu ve sürükleyiciliği ile heyecanım artarken, sürpriz bir son ile “anam noliy yaaa!” dedirten, ve bu sürpriz sonun üzerinde bir sürpriz daha yapan kitap belki o noktaya kadar değil ama; tam o noktada beni tamamıyla mest etmeyi başardı.

Metruk isimli bir varlığın uyanışı ile dünyanın kıyamete sürüklenişini konu alan hikâyenin İstanbul’da başlayıp İznik surlarının altında bitmesi, özellikle de yaşadığım yerin (Ankara’daki yer değil tabi ki) çok yakınında bitmesi, tanıdık mekânların geçmesi ile çok hoş duygular yaşadım. Burak Turan’ın da Bursa doğumlu olması yazarı kendime biraz daha yakın hissetmeme neden oldu. Kitabın en sonunun, belki de sadece son sayfasının biraz yavan kaçmış olduğunu da söylemem gerek. O sürpriz sonlardan sonra böyle bir kapanış düşük kalmış, sanki kısa kalan bir yorgan gibi olmuş, tam örtememiş.

İyi bir yazar olabilmek için çok iyi bir okuyucu olmak gerekir. Burak Turan’ın iyi bir okuyucu olduğu satır aralarında göze çarpıyor. Son Söz ile Orkun Uçar’ın başlattığı samimiyet dalgası katlanıyor. Burak Turan, gerçekten de samimi duygularla bir Son Söz yazmış ve Orkun Uçar’ın kendi okuyucusu ile arasında yarattığı samimiyeti kıskandırabilecek derecede bir alçakgönüllülük ve samimiyet yansıtmış. Yazarın kendi yazdığı ilk kitabın sonunda böyle bir son söz ile okuyucusnu selamlaması bence takdire şâyan bir durum. Sanki çok yakın bir arkadaşım yeni yazdığı kitabı “can dostum Tansel’e” diye imzalayarak bana hediye etmiş gibi bir his kapladı içimi.

Eğer ki fantasik kurguya merağınız varsa, hayal gücü dünyasının bu yeni komutanını hemen tanıyın derim!