Silent Hill: Revelations 3D – Sessiz Tepe: Karabasan

Söylemek istediğim o kadar söz, yazmak istediğim o kadar çok kelime var ki, nereden başlayacağımı bilemiyorum…
Sinema kapatacağım demiştim… Evet, yaptım, kapattım.
Film arası bile verdirmedim…
Nefesimi tuttum, gözümü kırpmadım. Credits ekranının sonuna kadar gözlüğüm üstüne taktığım dandik 3D gözlüğü bile çıkarmadım…
2006’da çıkan ilk Silent Hill filmi, başta ben olmak üzere bir çok kişiyi Silent Hill evreniyle tanıştırmıştı; ama bunun yanısıra halihazırdaki fanları da ikiye bölmüştü. Bu film daha fazlasını yapacak, fanları üçe, hatta dörde bölecek, bu guruplardan biri de benim gibi, beğenenlerden, hatta hayran kalanlardan oluşacak.

Silent Hill: Revelations’ı izledim. Film hakkındaki görüşlerimi spoiler dengesini yakalayarak yazacağım. Oyunlarla olan ilişkilerinden bahsedeceğim, Silent Hill bilmeyen, bilen ve bildiğini iddia eden kişilerin ne beklemesi gerektiğinden bahsedeceğim…

Ama önce…
Önce biraz Silent Hill’in bendeki yerinden tekrar, tekrar, ve tekrar bahsedeceğim.

Ben Silent Hill ile gerçek anlamda 2006 Aralık’ında, ilk filmi izleyerek tanıştım. 2007 Ocak’ta ilk oyunu oynadım. Sonrasını biliyorsunuz zaten, bilmeyenler için yaptığım Türkçe yamalar, kurduğum ve yönettiğim üç yıl içerisinde dünyanın en iyi fan sitelerinden biri olan Silent Hill Türkiye, çeviriler, açıklamalarım, teorilerim, araştırmalarım… bunlardan bahsetmekten bıktım açıkçası, bilmeyenler bilmiyor olarak kalsınlar…

Silent Hill konusunda neden bu kadar sevdalıyım, bu sorunun cevabını çok kısa bir şekilde özetleyeceğim. Origins’i oynayıp bitirdikten sonra Silent Hill evreni konusundaki bilgilerimin aslında çok az olduğunu, senaryonun altında daha derin bir konunun, oyunların içinde gözden kaçan ayrıntılarla bir araya gelen bambaşka hikâyelerin olduğunu farkettim. İşte o farkettiğim dönemde yaşama amacımı, devam etme isteğimi, ruhumun ve aklımın bir kısmını kaybettim. Kimse içinde bulunduğum durumu tam olarak bilmediği gibi, bildiğini zanneden birkaç kişinin de tam olarak bilmediği ve bilemeyeceği için bir şey yapamaması, hayata devam etmek için tutunacak bir dal aramaya itti beni. Silent Hill, benim için o dal oldu… Bunu kimsenin anlamasını beklemiyorum elbette; ama ben Silent Hill fanıyım diyerek karşıma çıkmadan önce iki defa düşünün. Halen daha Silent Hill’in Alessa’nın hikâyesi olduğunu iddia eden vantilatör fanları var…yazık.

Birinci Film?

İlk filmin yönetmeni Christophe Gans, ilk oyun çıktığından beri bir Silent Hill filmi çekme hayalinin peşinden çok koştu. Konami de kendisini çok süründürdü. Yıllar süren uğraştan sonra lisans haklarını almayı başaran Christophe Gans, görmemişin çocuğu olmuş tutmuş pipisini koparmış misali kafasındaki her şeyi bir filme sığdırmaya çalıştı. Senarist Roger Avary ise böyle bir derinliğe vakıf olamayacağı için ortalamanın üstünde bir cadı hikâyesi çıkarttı ve Silent Hill filmi, kimileri için çok başarılı, kimileri için oyun evreninin yüz karası bir film oldu; ama gelmiş geçmiş en iyi “oyundan beyazperdeye” olmayı başardı.

İkinci film için, çok yakından tanımasam da muhabbetimin olduğu Michael J. Bassett, senaryoyu ele aldı ve hem ilk filme bağlama hem de oyun kronolojisinde 3. oyuna denk gelen hikâyeyi oyunla bağdaştırma olayını ele aldı ve bunu da iyi bir şekilde başardı. Evet, Revelations ilk filme başarılı bir şekilde bağlanmış; ama bundan ziyade 3. oyuna çok daha yakın olmuş.

Revelations

Film kısa. Çok kısa. Çekimi yapılan sahnelerin bazıları çıkarılmış. Michael, filmin çekimleri bittikten sonra sık sık işin artık kendisinden çıktığını, geri kalan her şeyin yapımcıların insafına kaldığını söylerdi. Haklıymış. Film çok kısa. Çok kısa olduğu için bazı meselelerin aceleye geldiği çok belli. Eksi puan.

Silent Hill 3’ün başına benzer bir rüya sahnesi ile başlayan film, bir iki klişe (rüya içinde rüya, sanki insepşın) ile yüreğimi ağzıma getirdi; ama sonrasında Silent Hill 3’te hiç göremediğimiz Harry-Heather ilişkisini o kadar iyi yansıttı ki, normal şekilde devam edebildim (artı puan).
Kısa süre içerisinde ilk filme bağlantıyı yapan sahneleri görünce, ilk aceleye gelen sahneleri gördüm (eksi puan). Her ne kadar mantık boşluğu bırakılmamaya çalışılmışsa da, Michael konuyu tamamen kendi eline alabilmek ve asıl oyun evrenine yaklaşabilmek için kesin bir çizgi çekmeyi başarmış (artı puan).

Heather’ın okuldaki halini de görebiliyoruz. Oyunda gösterilmeyen bir şeydi bu ve Heather’ın kişiliğini daha iyi anlayabilmek için güzel bir sahne olmuş (artı puan). Vincent ile de burada tanışıyor, ki bunu zaten trailer’dan biliyorsunuz. Vincent’ın oyundakinin aksine daha masum ve daha genç oluşunu en başta yadırgasam da, bu durum hem senaryoya bir yenilik getirmiş, hem de gördüm ki Vincent yine oyundakine benzer bir rol oynuyor filmde de (artı puan). Beni de Vincent’a benzetenler artık benzetmezler herhalde, çünkü Kit Harington’a zerre kadar benzemiyorum.

Film sonrasında Douglas Cartland (ki hem tipi hem de davranışları benziyor (artı puan)), Happy Burger derken meşhur asansör sahnesi ile Heather babasını kurtarmak için yıllardır rüyalarına giren ve onu çağıran Silent Hill’e gitmeye karar verir. Bu sırada Vincent’ın rolünü oynamaya başladığını da farkedebilirsiniz.

Jack’s Inn gibi tanıdık isimleri gördükçe yaşadığım zevkin katlandığını söylememe gerek yok sanırım (artı puan). Meşhur Welcome to Silent Hill tabelasından sonra hikâye gerçek anlamda aptal bir cadı hikâyesinden çıkıp, gerçek bir Silent Hill hikâyesine dönüşüyor. İlk filmden flashback’lerle birlikte, Revelations ilk filme bağlılığından iyice kurtularak ilk filmi izlemeyenlere bile bir şeyler anlatabiliyor (artı puan).

Yalnız burada değinmek istediğim bir şey var. Film, işleyiş açısından oyuna çok yakın olmuş. Canavar karşılaşmaları ve Boss sahneleri var neredeyse. Onlardan biri olan Leonard Wolf’un çok tartışılan bir konuya yaptığı yorum beni mest etti. Yıllardır Silent Hill’in normal bir kasaba, sisli bir kasaba ve alternate şekillerinin hangisinin rüya, hangisinin gerçek (yoksa sadece meşgul bir zihnin yarattığı yanılsamalar mı?) olduğu tartışmasına çok güzel bir yorum getiriyor, ve bu yorumu Seal of Metatron‘a bağlıyor.

Dahlia’nın, Harry’nin notlarının (unuttum, Sharon adını sık sık değiştiriyor ve filmin geçtiği dönemde Heather adını kullanıyor, Christopher ise adını Harry olarak değiştiriyor), Vincent’ın ve Leonard’ın anlattıkları birleşince hikâye tamamlanıyor. Seksi hemşirelerimizin de gelişi ile artık film yolunu alıyor ve yolumuz Lakeside Amusement Park’a düşüyor.

Burada belirtmek istediğim bir başka şey ise Dark Alessa oldu. Bu sahne için hiçbir şey söylemeyeceğim, çünkü filmin en güzel sahnelerinden biri ve kendi gözlerinizle görmeniz gerek. Ama o bembeyaz tenli, mavi gözlü, simsiyah saçlı Dark Alessa nasıl güzel bir şeydir yahu… Adelaide Clemens, Heather rolünü iyi oynamış, güzel oynamış, hoş da bir hatun; ama Memory of Alessa rolündeki o hali bambaşkaydı. Zaten eskiler Memory of Alessa boss’unun benim favori boss’um olduğunu bilirler 🙂 (Double artı puan)

Filmin sonundaki son savaş sahnesi kesinlikle görülmeye değer. Biliyorum ki birçok kişi söylenecek, şikâyet edecek, ekşici piçler gibi eleştirerek elit olacak. Yine de güzel bir bağlantı ve ‘sürpriz’ olmuş.

Senaryo değişikliklerine değinmeyeceğim, bunları kendiniz görmelisiniz. Bazıları yadırganacak şekilde olmuş, ama senaryoya ve filme yeni bir tat ve canlılık katmak gerekiyor, ve bu da büyük oranda başarılmış.

Extralar

Filmde farklı canavar tasarımları ve hem oyundan hem ilk filmden farklı olan şeyler var. Bunların en çok bilineni kukla canavarı. Açıkçası tasarım bana Silent Hill: Homecoming’ten Scarlett’i hatırlattı; ama çok tatlı bir ek olmuş ve izlemesi zevkliydi.

3. oyunda geçmesine rağmen birçok vantilatör fanının farkında bile olmadığı “Harry’nin kendilerini takip eden bir Order mensubunu öldürmesi” de filmde yer bulmuş. Bu ve bunun gibi diğer sahneleri katınca Revelations, 3. oyunu tamamlayan bir ek paket gibi olmuş.

3D

Silent Hill’in ikinci filmi ilk duyurulduğunda halen Silent Hill Türkiye’yi yönetiyordum ve ilk yorumumuz, o dönemlerde 3D olup da çok kötü olan filmler revaçta olduğu için Silent Hill’in de buna alet edileceği için negatifti. Sonrasında pek sallamadım elbette; ama film başlarken, kapattığım salonun içine kül yağdığını görünce bir an için orgazm olacağım zannettim.

Oyunlarla Baglantı?

Revelations’ı 3. oyunu oynamadan izlemek çok şeyi havada bırakacaktır. Oyunu bilerek izlemek ise nostaljinin yanısıra çok farklı bir tat da sunacaktır.
3. oyundan canavarlar ve karakterler dışında diğer oyunlara da göndermeler var. En barizi kukla canavarının Scarlett’e benzemesi. Onun dışında harika bir son sahne var, bir tırcı abimizin geldiği…

Kapatırken

Hasıl-ı kelâm, Silent Hill: Revelations hem iyi hem de kötü yönleri olan bir film. Piyasadaki eleştirmenler oyun evreni ile haşır neşir olmadıkları için ilk filme ve korku filmi kategorisine göre eleştiri yapıyorlar; ama Silent Hill 2’nin sonunda Mary mektubu okuduktan beri Silent Hill benim için korku olmaktan çıkmıştı.

Akira Yamaoka’nın yeniden iş başına geçtiği film müzik ve görsel açıdan bir şaheser. Oyunculukların çok da kayda değer olmadığı az çok tahmin edilebilir. Senaryo ise Gans’ın filminden sonra ne kadar düzeltilebilirse, ondan daha iyi düzeltilmiş. Yeni soundtrack albümünü dört gözle bekliyorum. Blu-ray dağıtımı çıkınca da tekrar tekrar izlerim artık.

Ha bir de, Ankara’da Silent Hill: The Arcade var deniliyordu sürekli ama yıllardır bulamamıştım. Bugün şanslı günümdeyim, filmden çıktıktan sonra patronum Umutcan ve dayıoğlum(!) Süleyman ile bilardo oynamaya gittiğimiz Ankuva’da bakın ne buldum:

Evet, filmin sonunda Travis Grady geliyor!


Yorum yok

Bir yorum yazın


Henüz kimse fikrini belirtmemiş.

Leave a Reply