Baskın (Film)

Baskın filmini ilk önce Reddit’teki bir gönderide görmüştüm.
Trailer’ı izlediğimde donup kaldım.

Uzun dönem bir Silent Hill hayranı olarak, ilk Silent Hill filminin oyunun özünden koparak bir cadı hikâyesine dönmesi beni rahatsız etmişti, ikinci film olan Revelations ise özüne döndüğünde pek de olumlu yorumlar almamıştı. Ama bu fragmanı izlediğimde düşüncelerim garip bir devinime girdi.

Devamı…


Naruto – Road to Ninja

Naruto_the_Movie-_Road_to_Ninja's_main_posterEcnebilerin bir lafı vardır, “quality over quantity” diye. Bunun tersi de makbuldür duruma göre. Anlamı da, “kalite miktardan makbuldür” şeklinde olmaktadır, tersi de, yani “quantity over quality” de “miktar kaliteden makbuldür” şeklindedir.

Tahmin edebileceğiniz üzere genelde kullanılan, ve gerçekte de makbul olan miktar değil, kalitedir.

Ne var ki, yıllar önce oda arkadaşımın aklına uyup animesini izlemeye başladığım, sonrasında sıkılıp mangasına (çizgi romanına) geçtiğim, ve son iki yıldır da “başladığım işi bitireyim” mantığıyla takip ettiğim Naruto isimli anime/manga tamamiyle miktar kaliteden makbuldür mantığıyla işliyor. 15 yılı aşkın süredir yayında olması bir yana, altı buçuk yıldır takip ettiğim bu zamazingo, karakterleri ve hikâyeyi geçen zaman içerisinde çok iyi şekilde oturtmayı başardı. Diğer bir deyişle, harika bir zemin oluşturdu, bu zemine zamanla (yıllar boyu!) alıştırdı, karakterlere hayat verdi ve sonrasında senaryoyu yavaş yavaş bindirmeye başladı.

Yalan yok, Naruto’nun hikâyesini ve karakterlerini severim. Zaman zaman derin sorgulamalar ve karşılaştırmalar yaparak benim gözümde Seinen seviyesine de erişmişliği vardır. Ne var ki yazar kendi kitlesinin kim olduğunu bildiği için mecburen onlara çalışmakta. Bu da beni çileden çıkarmaktadır.

Lâkin, testiyi denize daldır, aldığı kadarını alır, gerisi kalır sözü burada da kendini göstermekte, Naruto evreni bir deniz olmasa da, küçük bir gölet olarak yine herkesin testisine kadar hitap edebilmektedir. Tahmin edebileceğiniz üzere ben komple göleti içmiş durumdayım.

Devamı…


Under the Dome – Kubbenin Altında

kubbenin-altinda2Kubbe’nin Altında, Stephen King’in görece daha eski bir kitabı olmasına rağmen, ancak birkaç ay öncesinde bitirebilmiş olduğum bir kitabıydı. Üzerine bir şeyler yazma isteği oluşmadı bende, çünkü her ne kadar güzel bir kitap olsa da, istediğim tarzda değildi.

Kubbenin Altında, daha çok The Mist (Öldüren Sis) tarzında, ama onun da tüm doğaüstü/fantastik öğelerini kaldırarak, nereden geldiği belli olmayan görünmez bir duvar altında kısılı kalan bir gurup insanın yozlaşma ve güç kavasına tutuşma hikâyesini anlatıyor. Korku hikâyesi değil, fantastik kurgu hiç değil. Nietzsche’den Güç İstenci’nin hikâyesel bir dille, ama çok daha basitleştirerek anlatılması gibi olmuş. O yüzden ‘en’lerim listesinde de yerini almadı. Ta ki…

Façabukta takip ettiğim Stephen King sayfasında Under the Dome’un beyazperdeye uyarlanacağını gördüğümde şaşırdım, biraz da kötü hissettim. Bin küsur sayfalık kitabı bir buçuk saate sığdırarak ne yapacaklar demiştim ki, sonrasında dizi olacağını farkettim. Stephen King kitabından dizi ha? Game of Thrones gibi güzel örnekler varken, neden olmasın?

Devamı…


1 2 3 15