Fate/Zero Episode 9 İzlenimlerim


Bu hafta 9. bölüm üzerinden değil de, biraz daha genel bir izlenim üzerinden gideceğim. Fate/Zero, hepinizin bildiği gibi Fate/Stay Night visual novel’ı ile çok sağlam temelleri atılmış bir evrenin ‘prequel’ olan arkı. Çoğunuzun bildiği gibi Fate/Zero’nun yazarı Urobuchi Gen’dir.

Eğer light novel’ı okuduysanız, kendisinin Volume 1 sonunda postface (sonsöz) yazısı mevcuttur.

Visual Novel olayına, dolayısıyla uzak doğunun karakter derinliği, motiv işlemesi, ve empati furyasına Fate/Stay Night ile girdim. Higurashi ve Umineko gibi başyapıtların yaratıcısı Ryukishi07’nin dediği gibi, “Suçludan değil, suçtan nefret ediniz. Zira aynı şartlar altında olsaydınız, sizin de aynısını yapmayacağınızın garantisi yoktur” sözü, bugün birçoklarının her şeyi anlıyormuş, herkesin derdini biliyormuş gibi davranmasının samimiyetsizliğini açığa çıkarıyor.

Urobuchi’nin yazdığı Fate/Zero’da, zaten tanıdığımız karakterlerin yanı sıra, bir de yeni karakterler ekleyip onların da geçmişlerini, movivlerini ve kişiliklerini görmek güzel elbette; ama sıkıntılı bir şey var. Fate/Stay Night içerisindeki karakterlerin farklılığı ve derinliğinin yanında, Fate/Zero hem açıkta kalan bazı şeyleri tamamlamak gibi bir görev üstlenirken, hem de tek başına ayakta durabilecek kadar güçlü olması gerekiyor. Bunu zaten başaran bir novel, orada sorun yok; ama eleştiriyi başka ürünlerle karşılaştırarak değil de, Fate/Zero’nun kendisi içinde ele alırsak işler değişebiliyor.

Bu haftaki bölümde hepimiz Lancer’ın hikâyesinin ‘birazını’ görmüş bulunduk. Tahmin edebileceğiniz üzere Novel’da anlatılan daha uzun, daha ayrıntılı, ve sonuç olarak daha derindir. Peki, şimdi Lancelot’un Lancer ile farkı ne peki?

Fate serisinden sonra Higurashi ve Umineko gibi animeler (novel’larını henüz okumadım veya bitirmedim); karakter motivi, empati kurdurmak, kişiyi ve şartları tanıtmak gibi konularda artık tavan yapmışlar. Ama benim takdir ettiğim şey, her bir karakterin motivini farklı tutup, o motive bir derinlik ve arka plan eklemeyi başarmış olmalarıdır. Gerçi bu açıdan bakınca, Kiritsugu ile Kirei de bir madalyonun iki yüzü olarak bize aynı şeyleri sorgulama imkânı tanıyor; ama onlar baş karakter.

Görmeyi beklemediğim; ama ilk tepkimden sonra biraz düşünerek hak verdiğim; “aynı motivlerin farklı kişilere verilmesi” iyi düşünülmüş. Lancelot (Berserker) ve Diarmuid (Lancer) az çok aynı kaderin kurbanı olmuşlar; ama ikisi bu olaylara bambaşka şekilde bakıyorlar şimdi. İlginç, değil mi? Bakalım bir sonraki bölümde bize bu karakterlerin geçmişleri hakkında neler söyleyip, nasıl bir betimleme yapacaklar ki, biz de “aynı şartlar altında biz olsaydık” diye düşünürken kurduğumuz empatiyle daha iyi anlayalım onları.

Bir başka konu ise, motiv olarak sunulan konunun ‘aşk’ olması biraz kolaya kaçmak gibi geliyor bana. Biz Leyla ve Mecnun ile, batılılar da Romeo ve Juliet ile büyümüş olduklarından, eski dönemde geçmiş bir aşkın büyüklüğü ve ateşi konusunda az çok fikir sahibi olup da “adam aşık beyler” deyip kenara çekilerek daha fazla deşmeyebilir. Dolayısıyla karakterlerin iyi veya kötü olduğu veya terazinin kefelerinde değil de üstünde durduğu gibi yorumları yapmamız daha rahat olabilir. Bir kişin aşık olması, aşkı uğrunda yaptıklarını haklı çıkarmaz, yargılanamaz yapmaz.

İkinci olarak da, Fate evrenindeki karakterlerin biraz daha erkeklere hitap eden motivlere sahip olması ilginç. Nasıl ki Fate/Stay Night’ta Shirou’nun yangından sonra uzun süre taşıdığı travmayı bir erkeklik iç güdüsü olan “erkeğin etrafındakileri koruması” ile bağdaştırabilirsek, Duarmiud ve Lancelot gibi karakterlerin de sevdikleri kadın uğruna göze aldıklarını “erkeğin kadınını koruması” olarak da bağdaştırabiliriz. Bu kadar güçlü içgüdülere hitap eden karakter ve olayların yazılmasının sonucunda myanimelist gibi yerlerde Emiya Shirou’nun kızlar tarafından en itici veya aptal karakter seçilmesi ile de sonuçlanabiliyor. Halbu ki, Shirou’yu anlamadan Archer’ı, Archer’ı anlamadan Kirei’yi, Kireyi’yi anlamadan da Kiritsugu’yu anlamak zor.

Nedir bizim bu Lancer’lardan çektiğimiz? Fate/Stay Night’ta da Lancer’ı en başta züppe ve kötü olarak görüp sonradan aslında iyi bir karakter olduğunu, saygı duyulması gereken birisi olduğunu görüyorduk. Gerçi burada da az çok belliydi; ama artık Lancer iyice belli etti şövalye ruhunu. Rider sovu görmek de ayrıca güzeldi.

Aklıma gelmişken onun da üzerinden geçeyim. Fate/Zero içerisinde Assassin hakkında bir geri hikâye, veya motiv çağrışımı göremeyebiliriz, kaldı ki bir Hassan Sabbah hayranı olarak çok zoruma gitti. Yapacak bir şey yok sanırım.

Light Novel’da Volume 1’i 5 episode’ta bitiren bir animenin bir sonraki bölümünün filler olma ihtimalini göz önünde bulundurun lütfen.


37 Responses

Bir yorum yazın


  • junmisugi84 on

    Tansel ile en çok ayrıldığımız nokta sanırım. Kadınları çok seviyorum. Kadınların üzerine kurulmuş hikâyeleri tercih ediyorum. Josei ve Shoujo izliyorum. Herhalde kadınları çok iyi anlamamdan, tanımamdan ve empati kurabilmemden dolayı da olabilir. Ya da tam tersi. Tavuk & yumurta ilişkisi gibi yani. Hiçbir zaman tipik bir erkek gibi, “Şu kadını korumalıyım! Korumalıyım!” diye çıldırmadım. Hoş, bu da bir çelişki belki de bu konuda. Kadınlar ‘korunmak’ ister derler… Erkek tarafından korunmayı çok seviyorlarmış. 😛 Ama ben her zaman, kendini koruyabilen, hâttâ tabir-i caizse ortalığın ..na koyabilen kadınları sevdim. Hâttâ yeri gelsin beni de korusun. 😛 Bir Lucy desem süper bir örnek olur sanırım. Neyse işte, bu erkeklerin klasik erkeksi tavırlarından ve ideallerinden o kadar bıktım ki… Başlarda hoşuma gidebiliyordu hâlbuki… (Tansel’e de belki sonradan batabilir. :P) Böyle kadınlardan sürekli sır saklamak, kaçmak, gizlice korumak, kendini feda etmek, “Bak erkek böyle olur.” diye basbas bağıran animeler. “Bak ben erkeğim.” diye basbas bağıran karakterler… (Literally alma dediğimi. :P) Açıkçası çok rahatsız ediyor beni be… Hayatı her zaman müşterek gördüğüm için, erkek egemenliğine her zaman uyuz olduğum için… Kadının her zaman “korunmaya muhtaç varlık” olarak görülmesinden, ve öyle gören ‘düz erkek’lerden rahatsız olduğum için, belki birçoğunuz bu konudaki fikirlerimi, anime zevklerimi falan anlamayabilirsiniz… Benim için en çekici kadın, köşesine çekilip aciz bir şekilde, erkeği tarafından korunmayı bekleyen değil, bir sürü cinayet işledikten sonra bile, aşkına, “Lütfen her şeyi unut. Sadece yanında olmak istiyorum.” diyebilen kadındır. Kendini pasife çekip, erkeğini sudan sebeplerden silen kadın değil.


    • Tanshaydar on

      Tuttuğunu koparan kadın diyorsun yani abi 🙂
      Benim kastettiğim biraz daha farklıydı aslında. Mesela aslan sürüsünde, dişi aslanlar avlanır, ama sürüyü erkek aslan korur; bunu gibi mesela.
      Ayrıca Shirou’nunkisi gibi, sırf kadını korumak değil de, insanı korumak, yani ‘koruma iç güdüsü’ daha uygun olabilir.
      Tabi kadın ruhundan zerre anlamayan ben odun için, çok anlam ifade de etmeyebilir 😀


  • junmisugi84 on

    Estağfurullah. 🙂

    Ya aslında ben de tam onu demek istemedim ya. xD

    Demek istediğim, özetle, erkek egemenliğini de, kadın egemenliğini de rahatsız edici buluyor olmam. Ne aşırı erkeksi takılan erkeklerden, ne de feminizme varacak derecede fışkıran kadınlardan hazzetmem. Demek istediğim, erkek olsun, kız olsun, herkes kendini ‘yeri geldiğinde’ koruyabilmeli en azından. Kadının fiziksel gücü yetmeyecek bir durumla karşı karşıya kalabilir, o ayrı konu. Ama ‘kadının da yapabileceği’ durumlarda yapmaktan kaçınan, sürekli erkeğin arkasına sığınan aciz, aptal kadınlardan, ve böyle kadınlardan hoşlanan, böyle kadınları korumaktan zevk alan ve onur duyan erkeklerden de nefret ediyorum. Kadının ‘badass’ olması şart değil. Herkes bir Lucy, bir Shion olamaz elbette. Onlar fantezi ürünü. Ama kafası çalışsın, erkeğini yeri geldiğinde kollasın. Yeri geldiğinde korunmaya da muhtaç olabilir o kadın, ona da itirazım yok. Ama sürekli kendini ezip büzüp, “Ben bilmem, beyim bilir.” takılan kadınlar…!! Ah… Çok rahatsız oluyorum, gerçekten. Şimdi sanırım daha iyi anlattım kendimi.


    • Gökhan on

      Sana tamamen katılıyorum abi… Bir tarafın egemenliğinden nefret ediyorum bunu da belirteyim. Ama öyle böyle bir nefret değil. Tarihin başlangıcı hatta daha öncesinden beri bu böyle gitmiş olabilir. Böyledir diyemiyorum çünkü, eski Türk yazıtlarında, hatta Dede Korkut hikayelerinde(o kadar da eski değil yani), bir adam bir kadın ile evlenecekse, onunla güreşip, yenmesi gerektiği anlatılır. Hatta gene yanlış hatırlamıyorsam, kadın yanına bir at alarak geceyi ormanda geçirip sırt dolusu odun toplamakla da yükümlüydü. Küçük Dede Korkut hikayelerinde yazmaz bu, baya baya Osmanlı alfabesi ile yazılmış olan kitaplarda geçiyor.

      Ayrıyetten, tarihe bakacak olursak, kadın her zaman erkekten daha düşük bir noktada tutulmuş, bunun sonucunda da kadının korunması gibi bir düşünce ortaya çıkmış bana kalırsa. Çünkü Gılgameş Destanından örnek verecek olursam, kitapta 2 tapınaktan bahsediliyor. Birisi erkek, diğeri kadın tapınağı. Kadın tapınağında ki genç ve güzel kızlar akşama kadar tapınağın merdivenlerine oturup, akşam olduğunda onları izlemeye gelen erkeklerden, kendisini seçip hediye vereni ile birlikte olmak zorundaymış. Bir nevi fahişelik oluyor yani. Kızın rızası önemli değil. Onun görevi bu? Bundan başka olarak, satanizm yada başka bazı ayinlerde bakire kız kurban etmek gibi herkesin bildiği durumlar da mevcut. Hiç erkeklerin kurban olması yada erkeklerin fahişelik yapması mevcut değil. Belki mevcutta olabilir sonuçta o kadar tarih bilgim yok ancak görüneceği üzere tarih başından beri güçsüz olan hep kadındı. Ve kadın dünyada bile 1900lere kadar haklara sahip değildi. Bu ne biçim dünya ya ?

      Demek istediğim, kadın kendini kollamak ister isteyebilir ama, animeleri bir kenara bıraksak sokağa çıktığında her gün erkeklerin laf atmaları ile karşılaşacak olan bir kadından çok beklentiler içinde olmakta zor işte.

      Zaten kadınımı korurum onun için dövüşürüm diye dolaşan kişilerinde evde karısını dövmediği malum. Ben de kız arkadaşıma laf ettirmem, ezdirmem ancak, beni kız arkadaşımın yanında gören bir adamda benden öyle davranışlar beklemez sanırım. 🙂

      Çok doluyum bu konuda, ne okudum nasıl cevap verdim. Taştım da taştım konunun dışına affedin.


  • Jeanne on

    Oy oy oy oy.. *spoil yiyen insan ifadesi*

    Sana bir haberim var 😛 Okuldaki hocalardan birisine Light Novel’ı anlattım, okumuş sanırsam bir şeyler neyse, adama FZ’nin Light Novel’ını götürüyorum yarın ya da bugün mü demeliyim? Okuyacakmış O_O”

    Açıkçası hala izlemedim bölümü, sanırım biraz”cık” üşengeçliğim var, ben sadece bölüm izleyen birisi değilim ne yazık ki 🙁 *spoiler alert* Bir yandan bölümden güzel SSler çekiyorum ekliyorum kendi sayfama (blog değildir) bir yandan bölümü indirip bir daha izleyip en can alıcı yerlerinden kendi çapımda hareketli resimler yapıyorum. Mesela Saber’ın Casual’dan Şövalye haline dönüşmesi, Lancer’ın Saber’ı mızrağıyla indirecekken Saber’ın eğilmesi ve mızrağın saçlarını kesmesi, Tokiomi’nin openingte saçtığı alevler vs vs vs hep hareketli gif olmuştur tarafımdan hatta Iri ve Saber’a özel hareketli giflerim bile var u.u
    (Bir umut işte içimdeki vurmayın O_O” )
    Öyle işte..

    Gelelim Light Novel’ımıza.. Zira hala uygun bulmuyorum ben bu kadarcık kısa olmasını.. Light Novel uzun olacak! Anime uzun olacak! Naruto bile +300 gibi bölüm sayısına sahipken neden bu kadar derin bir hikaye 26 bölüm?! Ya da bana mı denk geliyor bunlar anlamıyorum ki.. Claymore izledim 24 bölüm =_=” Kamikaze Kaitou Jeanne izledim 42 bölüm =_=” Zaten animelerden soğudum artık. *sakin sakin sakin* Bu kez oturup bölümü izleyip Novel’a bakmak istiyorum ve filleri özellikle bekliyorum.. Lütfen Berserker ve Saber gibi bir sahne gelirde bizi şaşırtır :/


    • Tanshaydar on

      Benim okulda ilgilendiğim veya yaptığım herhangi bir şeyi gösterebileceğim bir hocam yok maalesef.
      Ben de bölümlerden ekran görüntüsü almayı seviyorum. Yazılarıma koyduğum resimler genelde aldığım ekran görüntüleri oluyor.

      Eğer ki hikâyenin uzun olmasını istiyorsan, visual novel okuyacaksın. Light Novel bu, adı üstünde, light. Yapacak bir şey yok. Hatırlarım ben Fate/Stay Night’ı okurken sırf prologue bölümünü bile 3 günde geçtiğimi…
      Ama işte olay çokluk değil, kalite; ecnebicesiyle ‘quality over quantity’. Elfen Lied 13 bölümdü; ama ben o kadar dar alana o kadar çok şeyi sığdıran başka bir yapım görmedim daha şimdiye kadar.

      Ben de Naruto okurum (mangasını) ve çok da severim. Ama benim Naruto’yu sevme nedenimi paylaşan bir iki kişi ya gördüm, ya görmedim. Shounen’lerde yapacak bir şey yok, elli bölüm dövüş, iki bölüm epik dövüş, birkaç bölüm benim sevdiğim şeyler: konuşmalar, anılar, motivler; ve bu bölümler herkesin nefret ettiği bölümler.

      Bir ara ben de kendo kursuna gitmeyi düşünüyordum; ama sonra ortalıkta elimde bir kılıç ile gezemeyeceğimi düşününce vazgeçtim.


  • junmisugi84 on

    Güzel şeyler genelde kısadır. Öyle olması da gerekir. Hem çok uzun, hem mükemmel hikâye yazmak, sadece tanıdığım tek kişiye mahsustur.


  • junmisugi84 on

    Kiritsugu’yu ‘iyi adam’ sananlar var ya… *facepalms*


  • Jeanne on

    Ben Naruto’dan Bleach’ten haz etmiyorum =_=” Fate evrenini istiyorum!
    Fate evreninde ilk kez yuri olmasını istiyorum! Irisviel ve Saber birbirlerine uyuyorlar! Ayrıca efsaneye görede Irisviel’in Saber ile kalması gerek?!

    Ve..
    Saber yüzünden kılıç okuluna başlamayı düşünüyorum ciddi ciddi, Türkiye’de bir yer olduğunu duydum şansım varsa kaldığım şehirde falanda vardır..


  • Gökhan on

    Aman allahım kılıç okulu mu ??? 🙂 Kılıç bilmiyorum ancak cirit okulu var. Bir keresinde sanırım SkyTurkte bir programda denk gelmiştim.


  • junmisugi84 on

    @Gökhan

    Konuyu farklı yöne çekmişsin (:D) ama ben de senin söylediklerine elbette katılıyorum. Benim söylediklerimin kökenine falan inmişsin. Erkek egemenliğinin başlangıcına dair kendimce teorilerim var ama buradan anlatmak zor olur sanırım, bir de, konuyu iyice saptırmayayım. xD


  • Tanshaydar on

    Olayın kadın erkek eşitliğine gelmesi biraz garip oldu.
    Mekân benim mekânım olduğundan kendi görüşümü belirtmekte bir sıkıntı olmayacaktır zannedersem 🙂
    Öncelikle kadın erkek eşitliği gibi bir şey söz konusu olamaz. Olur diyenler erkekler varsa gidip karınlarında 9 ay çocuk taşıyıp doğum yapsınlar; kadınlar da belirli dönemlerde ve hamilelik sırasında erkeğin yerine geçip o piskolojik baskıyı taşısınlar. Ha, olmuyorsa o zaman eşitliktir şudur budur demeye gerek yok, olmuyor işte, zorlamanın anlamı yok. Kadın ve erkek birbirinden dünyalar kadar farklıdır, ilk insandan beri bu böyledir, kıyamete kadar da böyle gidecektir.

    Tarih boyunca çeşitli kültürlerde kadının yeri ve görevi farklı olmuştur. Gılgamış efsanesinde anlatılan konuya gelirsek, doğrudan iki cümleye bakıp çıkarım yapmak çok yanlış olur. Pagan kültürlerinde kadınların isteği erkeklerin isteğinden üstün olmuştur. Tapınaktaki kadınlar (rahibeler) tapınağa veya kendilerine ikramda veya bağışta bulunan erkeklerle birlikte olarak ibadetlerini yerine getirmekteler. Dolayısıyla bundan büyük bir haz ve mutluluk duymaktalar.

    Kadın çeşitli sembolik anlamlarda da her zaman doğurganlık, yaşam ve bereket gibi olguları temsil etmiştir. Yine pagan kültürlerinde bereketi temsil edenler hiçbir zaman tanrı olmamış, her zaman tanrıça olmuştur. Dolayısıyla kadın zayıftır, korunmaya muhtaçtır gibi bir çıkarım yapmak doğrudan erkeklik iç güdüsünün verdiği bakış açısının sonucu oluyor.

    Kadın tarihin her döneminde bazı kültürlerde hor görülmüş, bazı kültürlerde el üstünde tutulmuştur. 1900’lerden sonra da bir şey değişmedi, yine bazı kültürlerde el üstünde tutulurken, bazılarında hor görülüyor. Ama ne için el üstünde tutulduğunu da bir düşünmek gerek. Saygıdan dolayı mı acaba?

    Ben kadının savunmasızlığından veya zayıflığından dem vurmadım, vuramam da. Yukarıda verdiğim örneği vereceğim tekrar: avlananlar dişi aslanlardır; ama sürüyü erkek aslan korur. Dolayısıyla içgüdüsel olarak bir erkeğin kendi kadınını korumak istemesi kadar normal bir şey yoktur, bunu yadırgamaya gerek yok. Bunun şovunu yapmaksa, kişinin kendi karakter bozukluğudur, içgüdüyü kötülemeye gerek yok. Hiçbir erkek bir kadını gecenin bir vakti sokakta bırakmaz; ama kendisi sokakta kalabilir. Neden? Eşitlik, üstün görme, hor görme… Bunları araya sokmaya gerek yok bence.

    Kaldı ki, bir erkeğin, erkek olan arkadaşını korumasının bundan ne kadar farkı vardır? Birini korumak, korumayı istemek için ille de karşı tarafın ‘korunmasız, savunmasız’ olduğunu göstermez.

    Kadın kadındır, erkek de erkektir. Eşitlikten, benzerlikten söz edilmesi anlamsızdır. Karşıdaki insana önce ‘insan’ olarak bakmadıktan, ‘insan’ olarak saygı duymadıktan sonra ataerkillik de, feminizim de boktan işlerdir.

    “Ben bilmem beyim bilir” gibi sinmiş kadınların olayı bambaşka bir mevzu. Ona hiç girmeyelim bence. Ama her insanın sevdiği şey başkadır, ve öyle mutlu oluyorsa ‘düzeltmek’ adıyla o mutluluğu bozmaya da kimsenin hakkı yoktur.

    İş eştliğe girmişken, ben herhangi iki insanın eştiliğinden bahsedilemeyeceğini de savunuyorum. Ama tabi burada eşitlik ve denklik kavramlarının ayrımını ve bilincini iyi yakalamak lazım. Kadına profesör olma imkânı vermiş olmak, ona hak tanımış olmak, eşitlik sağlamış olmak değildir. Batılı zihniyet üzerimizde çok fazla etki bırakmış.

    Yazıda bahsettiğim aşk hikâyelerine de bakmak lazım biraz. Erkek olmadan bir aşk hikâyesi olmayacağı gibi, kadın olmadan da bir aşk hikâyesi olmaz. O hikâyelerin adı Mecnûn veya Romeo değil; Leylâ ‘ve’ Mecnûn, Romeo ‘ve’ Juliet. Ve işin aslına bakarsak, doğu kültürlerinin kadını bir adım önde tutuyor oluşu da buradan şu iki aşk hikâyesinin sırf isimlerine bakarak belli olmaktadır.

    Neyse, bu kadar.


  • junmisugi84 on

    “Dolayısıyla kadın zayıftır, korunmaya muhtaçtır gibi bir çıkarım yapmak doğrudan erkeklik iç güdüsünün verdiği bakış açısının sonucu oluyor.”

    Ben erkek değilmişim öyleyse.

    “Kadına profesör olma imkânı vermiş olmak, ona hak tanımış olmak, eşitlik sağlamış olmak değildir.”

    Kesinlikle.


    • Tanshaydar on

      İçgüdü üzerinde hakimiyet sahibi olmak kötü bir şey değildir bence. Dünya şu anda kötü bir yerse insanlar mantıklı düşünceyi birincil güdülerin üstüne çıkaramadığı için öyledir.


  • junmisugi84 on

    Doğru diyorsun da, erkek değilim derken, nedeni, bende o dediğin içgüdüden zerre bulunmamasıdır.


  • junmisugi84 on

    Kadını korumanın yanlış bir şey olduğunu hiçbir zaman söylemedim. Benim, korumaya yönelik içgüdülerim, “kadını korumak” değil, “benim için değerli bir insanı” korumak yönünde. Ve kadını, sırf kadın olduğu için, “korunmaya muhtaç”, “aciz” olarak görmeyenlerdenim. Bunu “erkeklik içgüdüleri”nden dolayı yapanlar var, yapanlar yapsın zaten yapıyorlar da. Ama bunun, “erkeklik böyle olur”, “kadını koruma içgüdüsü olmayan kişi erkek değildir” gibi bir yöne çekilmesini doğru bulmuyorum. Ha bulanlar varsa, varsın erkeklik onlara kalsın. Bir erkekten önce, bir insan olduğum için gururluyum. Geçmişte şöyle olmuş, böyle olmuş, bunlar beni ilgilendirmiyor. Bunun yetiştirme tarzıyla, yetiştiğin çevreyle çok ilgisi var. Ailem beni o zihniyetle yetiştirmedi.


  • Gökhan on

    Ehemm… Düşüncelerimi toparlayamıyorum ne desem konu dışına çıkıyorum sonra da tüm yazdıklarımı siliyorum 🙂 o yüzden Tanshaydar’ın yazdıklarına paragraf paragraf ekleme yada çıkartma yapmak istiyorum.

    Öncelikle kadın erkek eşitliği olamaz, aynı şekilde insan-hayvan, parası olan-parasız olan, mutlu-mutsuz, güçlü-güçsüz şeklinde ayrılmış ve 2.sırada olanın diğeri tarafından ezilen bir dünyada yaşadığımızı göz önüne alırsak. Ancak benim istediğim eşitlik değil. Daha saygılı bir dünyada yaşamak. Tabii bu da yaratanın bize verdiğini varsaydığımız “irade” ve “akıl” yüzünden, gerçekleşmesi mümkün olmayacak. Kendimden örnek verecek olursam, bu konulara cidden çok kafa yoruyorum; yolda gidiyorum ve karşımdan benden 10 cm uzun ve 10 kilo ağır bir adam geliyor ve çoğu zaman bana yol vermeyecektir. Ben kenara çekilmezsem eğer bana çarpacak, düşürecek belki küfredecek vs.. Tersini düşünelim, ben gene yolda gidiyorum, bu defa benden kısa ve daha hafif bir kişi geliyor karşımdan, ben onu umursamayabilirim ve yoluma devam ederim hatta ona çarpacak olmamı hiç umursamam. Ancak karşımdan gelen bana yol vermek zorunda kalır. Neden ? Ben güçlüyüm çünkü. Eğer haddini aşarsa onu dövebilirim falan. İşte ben buna dayanamıyorum. Karşılıklı olarak böyle bir düzen olmasına dayanamıyorum. Boğa güreşleri yaptırıyoruz, kurban kesiyoruz hayvanlarımız var çocuklarımız kedilerin gözlerini kör ediyor zevk için böcekleri öldürüyor… Bunlar bizim yüreğimize o kadar etki etmiyor. Çünkü biz güçlüyüz onlar güçsüz. Kadın erkek durumuna getirirsek, sokakta bir kıza laf atıyorum ve hahaha-huhaha diye gülüp yoluma devam ediyorum. Bende çoğu zaman bir sorun olmuyor ama ya kız ? Onun nasıl hissettiğini düşünüyor muyum ?

    Gılgameş efsanesinde tabii iki cümleye bakıp çıkarım yapmak hatalı haklısın. Ancak o kızların büyük bir çoğunluğu bunun ibadet olduğunu düşünse de, kendi rızaları olmadan bunu yapmak zorunda kalanlar da oluyor. Bu durumda 2 ayrı şekilde düşünebiliriz.
    Birincisi, kızlar ibadedini yaptılar=>mutlular
    İkincisi, kızların ibadet olarak düşündükleri ve tanrıçanın yeryüzündeki en güzel hizmetkarı dedikleri kişinin ilahi bir durumu yok. Yani yok yere kendi vucütlarını kullanıyorlar. Hatta ilahi olduklarını düşündükleri İştar, dünyevi arzular ile dolu, amacı taht üzerinde hakimiyet olan birisi. Bu durumda da kızlar=>kandırıldılar

    Kadın tarihin bazı dönemlerinde senin dediğin gibi el üstünde tutulmuştur. Ancak bu el üzerinde tutulma daha çok, kadının kendi sınırları içerisinde kalması, haddini aşmaması gibi durumlarda geçerlidir diye düşünüyorum. Bir tanrıça düşünsene günümüzde, sabah 6 da kalkıp işe gidiyor. Arabası yoksa otobüse taksiye biniyor. Kimse umursamazdı bence. O zamanlarda öyleydi bana kalırsa ve tanrıça olarak seçilen kadının bir nevi hayatı bitiyordu, özgürlükleri kısıtlanıyordu.

    Ben böyle yazıyorum ancak umarım karakter sınırı yoktur 🙂

    Kadının 1900’den sonra nerede el üstünde tutulduğunu merak ediyorum bu arada 🙂 Bizim ülkemizde kadının nerede olduğu belli zaten.

    Son zamanlarda şunu farkettim ki ne zaman Fate/Zero konusuna yorum yapsam, konuyu kaydıran kişi ben oluyorum. 🙂

    Ben şahsen, bir kadın, bir erkek hiç farketmez, fiziksel olmasa bile zihinsel olarak güçlü olmasını istiyorum. Hatta bunun ile ilgili Jason Kidd’in bir sözü vardır, “Zihinsel olarak güçlüyseniz, fiziksel olarak ta güçlüsünüzdür.”

    “Yazıda bahsettiğim aşk hikâyelerine de bakmak lazım biraz. Erkek olmadan bir aşk hikâyesi olmayacağı gibi, kadın olmadan da bir aşk hikâyesi olmaz.” Tamamen katılıyorum. Hatta aklıma şunu getiriyor, kadın ve erkek aslında birbirini tamamlayan iki dişlidir. (Bunun farkına şu anda varmadım 🙂 )

    Neyse ya… Psikolojim allak bullak, düşüncelerim çok dağınık. Kendimi sprey boya gibi hissediyorum. Oraya buraya taşıyorum. Keşke kız arkadaşım yanımda olsaydı, bu sayede duvara bir E koyardı bende O yerine E yapabilirdim.


  • Tanshaydar on

    “Yani yok yere kendi vucütlarını kullanıyorlar.” bize göre öyle; ama onlara göre ilâhi bir ibadet yapıyorlar. Biraz onların açısından da bakmak gerekiyor. Bize göre zina günahken, batılılara göre bedenin arzularını boş yere engellemek, kendine işkence etmek. Dolayısıyla çıkış noktası farklı olunca, varılan yer de farklı oluyor. Bizim çıkış noktamız inancımız, onların çıkış noktası bambaşka. Biz haklıyız, ama onlar da kendilerinin haklı olduğuna inanıyor.

    Bu arada konuyu kaydıran ve düşüncelerini adam gibi anlatamayan benim. Ne Fate/Zero yazımda, ne de yukarıdaki uzun yorumumda düşüncelerimi adam gibi dökemedim yazıya, dolayısıyla anlatmak istediklerim de anlatmak istediğimden farklı şekilde yansıdı. Artık mazur görüp ‘kafası karışık’ deyip geçerseniz güzel olabilir 🙂


  • Jeanne on

    O.o” Ben terk edeyim blogu? Hani kızım falan?
    Şaka bir yana beni koruması için bir erkeğe ihtiyaç duyacaksam öleyim daha iyi. (Şimdi herkes alınırmış) Kendimi korumayı gayet iyi bilen bir kızım. Hani kavga olsa tutupta birisine “beni korusana” demek yerine dalarım yani direk O.o” (en kaba tabir bu üzgünüm :D) Benimde kafam çorba oldu gibi gibi neyse anladınız siz işte ya O.o” En basit örnek nickimin çıkış noktası “Jeanne d’Arc” adlı kahramanım diyor araştırmak üzere size bırakıyorum devamını.

    @ Gökhan
    Kuzgun Akademi’yi bir araştır sende :3


  • Tanshaydar on

    Ben bu yazıyı toptan kaldırsam daha iyi olacak sanırım, kafa karıştırmaktan başka işe yaramadı.




  • ortamkaos on

    ben direk fate/zero’ya atladım.Fate/Stay Night’ı sonradan farkettim.şuanda indiriyorum.umarım keyif kaçırıcı olmaz.ah bilseydim direk fate/stay night’ı izlerdim ama o ilerki zamanları konu alıyormuş.filmide izleyecem sonrasında…


  • Jeanne on

    Nereye yazacağımı bulamadım. Ancak Fate/Prototype’a bakman gerek. Spoilleri var bende ama söylemesem daha iyi :3


    • Tanshaydar on

      İzledim Prototype’ı. Erkek Saber kadın Shirou, deli Gılgamış var yine. Yalnız benim anlamadığım bu prototip visual novel için miymiş, yoksa anime için miymiş? Ya da en başta anime yapmayı düşünüp visual novel yapmaya mı karar vermişler?
      Gılgamış dışındaki karakterler dandik olmuş bence. Ya da biz karakterlerimizi şimdiki gibi tanıyıp sevdiğimiz için itici gelmiş olabilir 🙂


  • Jeanne on

    Geç baktım üzgünüm 🙁

    Visual içindi bu sanırım sonradan değişmiş. Şimdi hem bu hem Zero anime olarak ilerleyecek gibimsi gibimsi. Ama çooook farklı Prototype O.o Ben o sondaki kızı merak ediyorum O.o

    Sanki..sanki.. Kase?


    • Tanshaydar on

      Sorun değil kafana takma 😉
      Önceden Novel olarak düşünülen Fate/Stay Night’ın visual novel olarak yeniden yaratılmasından önceki prototipiymiş. Yani gördüğümüz bildiğimiz her şey bambaşka olabilirmiş. Hikâyenin aynı olacağı bariz; ama karakterler ve kişilikleri farklı gibi gözüküyor. Shirou benim için ergenlikten çıkamamış olmasına rağmen yine de bir nebze kabullenme ve saygı uyandırabilen bir karakter olmuştu. Bu eski bayan baş karakter ise “crybaby” deyip sallamayacağım türden gibi geldi.
      Bu hali iyi, ben bu halini seviyorum. Kotomine Kirei’miz var, daha ne olsun.


  • ortamkaos on

    önce fate/zero sonra f/sn sonrada UBW izledim.tabi olay karışıklıkları ve vn varlığını bilmemem benim beynimi kaynatmıştı.bu aralar olabildiğince f/sn visual novel’ini okuyorum.daha giriş kısmındayım (3 saat girebilmişim toplan 🙁 ) vaktim yok fazla okuyamıyorum.neyse 2 saattir tüm izlenimlerinizi ve yapılan tüm yorumları okudum.yüzlerce spoiler yedim ama yinede okumaya devam ettim (nabarsın kişilik böyle) ve açıkçası şuanda mavi ekran hatası verdim.yazılarınız ve çevirdiğiniz muhabbetler gerçekten çok etkileyici idi.belki kendime geldiğimde daha sağlıklı yorumlar yapabilirim.açıkçası animelerinden bayağa etkilenip, tüm karakterlere saygı duydum.ama vn ve ln’i bitirmeden kasayı toplayabileceğimi sanmıyorum.


    • Tanshaydar on

      😀
      Ben söyleyeyim, o kasa bir daha toplanmaz 🙂 Düzelirim, psikolojim yerine gelir, normal hayatıma devam ederim… ı ıh, yalan onlar, düzelmiyor bir daha 😀


  • ortamkaos on

    daha hala kendime gelemedim ama birşeye kıllandım şuanda. genelde okuduğum yorumlara araştırmalara göre,1.senaryo saber rotası,2.senaryo rin rotası ve 3.senaryo sakura rotası diye gidiyor.ben indirdim hala prologue bölümündeyim ama gördüğüm dünya rin’in gözlerinden.acaba ben yanlış yerden indiripte ubw’yi falan okumuyorum değil mi.


    • Tanshaydar on

      İlk oynayışta UBW ve Heaven’s Feel açılmıyor, doğrudan Stay Night senaryosuna başlanıyor, dolayısıyla korkacak bir şey yok. Kafa karışıklığı olmaması için de:
      Fate/Stay Night: Saber rotası
      Unlimited Blade Works: Rin rotası
      Heaven’s Feel: Sakura rotası

      Fate/Stay Night çok uzun bir hikâye olduğu için prologue’un uzun sürmesi normaldir.


  • Gökhan on

    Hehehe 🙂 bana da aynısını söylemişti. Haklıydı da…


  • Gökhan on

    Bu arada Saber yüzünden kız arkadaşımla dehşet kavgalar ettik onu da söyleyeyim. Saber’ın saçlarının sarı olması ve gözlerinin yeşil olmasından nefret ediyor kendisi. Saber’dan zaten nefret ediyor.


  • ortamkaos on

    tamam. bitirdim prologue hehe. hele o videoyu ve animenin ilk opening müziği duyunca tüylerim bile ürperdi 🙂 . yahu bırakmadan edemiyorum artık.oku,oku oku.uyuyamıyorum bile devamını düşünemeden 🙁 .tam çıkıcam 1 satır 1 satır daha hadi bi 5dk derken gidiyor 😀 😀 .

    bu arada carnival phantasm izledin mi? neydi o öyle ya 😀


    • Tanshaydar on

      Visual Novel dünyasına hoş geldin.
      Carnival Phantasm, Type Moon’un tüm anime ve novel’larındaki karakterleri bir araya getirdiği bir parodi, ve parodi nasıl olur gösterdi bize, güzeldi 😀


  • ortamkaos on

    hoşbulduk.aslında vn ve ln’i bitirdiğimde başka bir vn tavsiyesleri alabilirim sizden :D.çok hoşuma gitti bu olay 😀 .Evet parodi çok güzeldi.Lancer’a south parktaki kenny muamelesi yapılmış falan 😀 . parodide olan diğer animeleride indiriyorum.merak ettim.type-moon yaptıysa kalitesinede güveniyorum


  • gözde on

    ben bişey soracam kutsal kase en son patladığında kiritsugu yüzünden yok et emri verdiği için oldu ama kirei kaseye dokunduğu için de felakete sebep oldu sanırım o zaman ikisinin yüzünden mi yangın çıkmış oluyo


Leave a Reply