Tanshaydar'ın Mekânı
SOSYAL:
Kategori: Beyazperde

Loft – (Çatı Katı)

Bir süreden beri ilk defa kendime bir sinema keyfi yapmaya karar verdim(Tabi, Sacred 2 oynamaktan neye vakit kalıyor ki? – Öhöm).

Sanıyorum ki uzun süreden beri görsel efekt içermeyen, Hollywood’un kabak tadını vermeyen, kurgusunun kalitesi son saniyeye kadar süren bir film izlememiştim. Akılda kalıcı diyebileceğim en son izlediğim film Shutter Island(Zindan Adası) olmuştu.(Evet, daha Inception’ı izlemedim!)

Avrupa sinemasının kalitesini “La vita è bella(Hayat Güzeldir), Le fabuleux destin d’Amélie Poulain(Amélie), Låt den rätte komma in(Gir Kanıma), Léon, Lola Rennt(Koş Lola Koş), Good Bye Lenin!”…(saymakla bitmeyecek bunlar) gibi filmlerden zaten biliyor olmakla birlikte Loft’u Belçika sinemasının en çok izlenen filmi olması ile seçerek izledim.

Şimdi, açıkçası bu filmi buraya taşıyor olmamım sebebi filmi anlatacağımdan değil. Şu anda uğraştığım senaryo işi dolayısıyla kaliteli örnekleri inceleme ihtiyacı hissediyorum. Oyunculuk vs gibi şeylerden bahsetmeyeceğim. Onlar güzel zaten.

Hepsi evli beş yakın arkadaş beraber bir çatı katı kiralarlar. Metresleriyle beraber güzel vakit geçiren bu beş erkek için her şey yolunda gitmektedir. Ta ki sabah uyandıklarında tanımadıkları bir kadının cansız bedenini dairelerinde bulana kadar.

Beş arkadaşın içini bir şüphe kemirmeye başlar. Dairenin yalnızca beş anahtarı vardır. Her biri bir diğerinden şüphelenmeye başlayan arkadaşlar, aslında birbirlerini düşündükleri kadar iyi tanımadıklarını keşfedeceklerdir.
Beyazperde.com

En başta sıradan bir “birbirinin bilinmeyen geçmişini öğrenme” şeklinde sıkıcı flashback’ler göreceğimi zannettiğim film, beni oldukça şaşırttı. Özellikle son sahnelerin çoğunluğu ters köşeye yatırarak mest etti.

Önce Konuyu Ver

Senaryoda öncelikli olan seyirci/oyuncu/okuyucu için bir fikir vermektir. Ama bunu yaparken klişe şekilde yapmamak gerekiyor. İlgi çekici olması gerekiyor.
Loft’ta nasıl yapıldı peki? Sıradan bir cinayet hikâyesi, polisiye demek gelmedi içimden açıkçası. Öyle bir giriş veriliyor ki, ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Tek bildiğiniz, ortada bir ceset var. O kadar. Bu açıdan biraz fazla gizli kaldı Loft’un konuyu vermesi. Merak uyandırma açısından çok güzel. Ayrıca kısa sürede toparlayarak açıyor.

Karakterleri Tanıt

Senaryoda seyirci/oyuncu/okuyucu ile senaryo arasında bir bağ kurabilmenin olmazsa olmazı seyirci/oyuncu/okuyucu’nun karakterleri iyi tanımasıdır. Karakterleri tanıtırken anlatım filme/oyuna/kitaba uygun olmalıdır. Sıkıcı olmaktan ziyade koyuna ilgiyi arttırmalıdır.
Loft’ta yapılan şey flashback’ler üzerinden bir anlatım oldu. Her bir karakterin düşünce ve hareket tarzlarını, yapılarını örnekler(anılar, yaşanmış olaylar) üzerinden anlatıyor. Mesela iki üç flashback sonrasında Vincent’un en olgun, Luc’un ise en içine kapanık karakter olduğunu anlayabiliyorsunuz.

Gelişme Bölümünde Olay Örgüsünü Koru

Senaryo yazımı sırasında en sık yapılan hata konu, sonuç ve karakterler arasındaki bağın zayıflamasıdır. Konu gelişmeye başladıkça olay örgüsü konudan ve/veya karakterlerden uzaklaşabilir. Ya da uzaklaşacaksa eğer sıradan ve anlamsız olmamalıdır.
Loft’ta konu bir anda kim olduğu belirsiz bir cesedin başlarına kalmış olmasından, beş arkadaşın birbirileri arasındaki bağı sorgulayıp aslında birbirlerini ne kadar tanıdıkları, ne kadar samimi olduklarını sorgulamalarına kayıyor. Yalnız bu olurken saçmalamıyor, olay örgüsünü korumayı başarıyor. Adeta “evet böyle olmalıydı” diyorsunuz.

Şaşırt!

Bir senaryo için en önemli öğe seyirci/oyuncu/okuyucu’ya beklenmeyeni vererek onu şaşırtmaktır. Kişi, zaten bildiği, tahmin ettiği, klişeleşmiş sonuçları görmekten zevk almayacaktır. Üzerine kafa yormayacak, beğenmeyecektir. Dolayısıyla kişiyi ters köşeye yatırmak bu işin olmazsa olmazı haline gelmiştir. Ama günümüz popüler kültür insanı için tek bir ters köşeye yatırma yetmiyor. Hazır sersemlemişken bir darbe daha vurmak gerekiyor. Üçüncü bir darbe ise tadında olacaksa güzel oluyor; ama abartılırsa eğer olmuyor.
Loft bu konuda büyük bir güzellik yapmış. Hikâyenin bir de görünmeyen bir kısmı olduğunu anlamamız çok sert bir şekilde, tokat gibi oluyor. Sonrasında gelişen olaylarsa bir anda bambaşka bir yön alırken beklemediğiniz bir haber ile sersemledikten sonra vurucu darbe geliveriyor.

Kısacası, Loft, kaliteli ve doyurucu bir senaryo örneği vermeyi başarıyor. Bana da bu başarıdan örnekleri ve dersleri çıkarıp kendi işime uygulamak kalıyor.

Not: Inception’ı izledin mi sorusu sormayın lütfen. Yakın zamanda izlemeyeceğim. Popüler kültürün çocukları bir üzerinden çekilsin, o zaman.

Söz uçar yazı kalır