Penpal / Mektup Arkadaşı

penpal-by-dathan-auerbachGizemli ve huzur bozucu çocukluk anılarına bir anlam yükleme teşebbüsüyle, bir adam geçmişini yeniden sıraya koymaya başlar. Gençliğinin oyunları ve maceraları daha büyük bir hikâye içine çekildikçe, bu anıların inanılmaz bir korku ile etrafını kapladığını görür.

Her bir bölüm, hem siz hem de anlatıcı için bulmacanın farklı bir parçasını tamamlayacak, ve her şey bittiğinde, onun hiç bilmediği şeyi unutabilmeyi dileyeceksiniz.

Penpal (Mektup Arkadaşı), ekibimden arkadaşım Zia‘nın yılbaşından önce tavsiye ettiği, benim de bir gaz ve tutku ile anında sipariş verip geçen haftaya kadar bana ulaşmasını beklediğim bir kitaptı. Kendisi kitabı öyle bir övmüş, kitabın ürkütücü hikâyesinden o kadar gizemli bir şekilde bahsetmişti ki kitabı beklediğim günler çok zor geçti. Ama değdi mi? Fazlasıyla değdi. Yine başka bir başyapıt bitirmiş olmanın boşluğunun yanında çok ağır bir hüzün göğsüme çöktü.

Birkaç hafta önce Joanne isimli bir kızdan bir mail almıştım White Night üzerine. Kız, White Night’ın hikâyesini tamamen çözdüğünü iddia ettiği gibi, bunu yapan ilk kişi olmanın gururu ile yazıyordu. Biraz görüştükten sonra aslında tüm hikâyeyi çözmeye yaklaştığını; ama bir anlamda çok farklı yollara saparak uzaklaştığını gördüm. Uzun uzun tartışmalar ve konuşmaların sonunda, Joanne, White Night’ın oynadığı en korkunç hikâye olduğunu söyledi. Hikâyeyi korkunç kılan zombiler değildi, hayaletler değildi, canavarlar değildi; çünkü bunların hiçbiri yoktu. Hikâyeyi korkunç kılan, insanlardı, ve daha da kötüsü gerçek hayatta karşınıza çıkabilecek insanlardı. Gerçek korku budur demişti Joanne.

O anda kendisiyle tam anlamıyla aynı fikirde değildim; ama kitabın üçüncü bölümünü bitirdikten sonra bu kitapta bir öcü bulmayı beklerken hikâyenin sadece insanlar, günlük hayattaki sıradan insanlar arasında geçtiğini farkettim. Ama buna rağmen okurken gerildiğim kadar, okurken kendimi oraya koyup düşünmemeye çalıştım ve bunda başarısız oldum.

Çocukluğunun aslında ne kadar büyük bir korku içerisinde geçmiş olduğunu, annesinin onu bu korkudan uzak tutabilmek için ne kadar çabaladığını, feda edilen şeylerin ağırlığının farkına varış… Canavarlar, zombiler, hayaletler veya Lovecraft gibi kozmik korkular yok bu kitapta. Giriş, gelişme, sonuç gibi bir anlatım da yok. Ayak sesleri, Balonlar, Kutular, Haritalar, Ekranlar ve Arkadaşlar isimli 6 bölümden, daha doğrusu 6 ayrı -ama birbirleri ile feci şekilde bağlantılı- anıdan oluşuyor. Her bir bölümü okurken yazarın çocukluk anılarından bir başkası diğer anılardaki boşlukları dolduruyor, iç içe girmiş bir bulmaca yavaşça tamamlanıyor.

Kendim de yazar olduğum için üçüncü anı olan Kutular’da hikâyenin varacağı yeri, gidişatı tahmin ettim; ama bu hiçbir şeye yaramadı. Biliyor olmak bile kurtarmadı. Bir sonraki cümlede gelecek olan gerçeğin farkında olmama rağmen okumayı reddedecek kadar etkilendim, korktum, üzüldüm, yıkıldım.

Keşke o bulmaca parçaları hiç biraraya gelmeseymiş…

Bu gülümsemeden eser kalmadı…
Tek dileğim aslında tüm bu yazılanların yazarın hayal gücü olması… Çünkü hikâyenin aslı olan reddit gönderilerinde yazarın kendisi “Bir önceki hikâyeden sonra oluşan sorular hakkında annemle konuştum. Öğrendiğim şeyler rahatsız edici, ve bana çok fazlasını hatırlamaya başladığımı söyleyip konuşmak istemedi.” gibi cümleler ile olayı daha gerçekçi kılmaya çalıştığını zannediyorum… umuyorum…


11 Responses

Bir yorum yazın


  • Gökhan on

    Merak ettim şimdi…

    “Uzun uzun tartışmalar ve konuşmaların sonunda, Joanne, White Night’ın oynadığı en korkunç hikâye olduğunu söyledi. Hikâyeyi korkunç kılan zombiler değildi, hayaletler değildi, canavarlar değildi; çünkü bunların hiçbiri yoktu. Hikâyeyi korkunç kılan, insanlardı, ve daha da kötüsü gerçek hayatta karşınıza çıkabilecek insanlardı. Gerçek korku budur demişti Joanne.”

    Bunu daha önce farketmiş olmanı beklerdim… Benim belki de her kitap, oyun, film, gerçek hayatta yüzüme çarpan bir gerçek bu…


    • Tanshaydar on

      Gerçek korku benim için “bilinmeyenin korkusu” halen. Bunu hangi formda ortaya koyduğun çok önemli değil. Ama bir açıdan bakıldığında, bilinmeyenin korkusu olgusunu ortaya koymanın en güzel yolu gerçekçi bir şekilde yapmak bunu, çünkü o bilinmeyenin başına gelebileceğini bilmek insanı psikolojik olarak etkiliyor. Yani Cthulhu’nun gelmeyeceğiniz hepimiz biliyoruz; ama bir gece ansızın bir ormanın ortasında uyanmayacağımızın garantisi yok…


  • freeman1930 on

    Bir buçuk aydır beklediğim kitap sonunda geldi… Penpal, beklediğimden ince ama daha kaliteli baskıyla elimde. Demişsin biz ne yapalım 2 yıldan uzun süredir dead space yamasını bekliyoruz 😀


    • Tanshaydar on

      1) Ben parasını verip bekledim güzel kardeşim. Sen de parasını ver bekle. Yok ben para vermem diyorsan efendi ol, olamıyorsan başka yazıları sabote etme.
      2) Başka bir gurup devraldı diye milyon kere söyledim.


  • freeman1930 on

    Kardeşim ben espiri olsun diye yazmıştım. Ama başka bir grubun devraldığını bilmiyordum söylediğin iyi oldu. Para konusuna gelince oyunceviri ye her ay ufakta olsa yardımda bulunuyorum. Sen isteseydin sana da seve seve yardımcı olurdum. Kırıcı konuşmanın bir anlamı yok. Efendiliğide zamanında babamdan öğrendim.


    • Tanshaydar on

      Güzel o zaman. Amacım kırıcı olmak değil; ama anlarsın ki kanıksadı artık bu mesele. Başka yazıların altında görmek ise hiç hoş değil. Ben beğendiğim bir kitap hakkında yazı yazarken iletişim veya mail yerine doğrudan alâkasız bir şekilde görünce hoşlanmadım.
      Para meselesine gelince, espri amaçlıydı, öyle bir beklentim yok kimseden; ama zamanında esprisini yaptığımda çok büyük tepkiyle, hatta küfürlerle karşılaşmıştım, ilginç.


  • freeman1930 on

    Nediyim kardeşim sende haklısın. Zamanında yapılan yorumları az çok hatırlıyorum. Neyse ağzımızın tadı kaçmasın. Bu arada kitabı merak ettim alıcam en kısa zamanda.


  • freeman1930 on

    Bunu çevidiğinden haberim yoktu. Söylediğin iyi oldu.


  • michael on

    Hakikaten tansel kardeş hangi site devraldı tr yamayı ?


    • Tanshaydar on

      Öğretmenler sitesi.


Leave a Reply