Saya no Uta – Saya’nın Şarkısı

Yeryüzündeki en merhametli şey, insan zihninin çevresindeki her şeyle bağlantı kurma konusundaki yetersizliğidir herhalde. Sonsuzluğun kara denizlerinin ortasındaki dingin bir cehalet adasında yaşıyoruz ve çok uzaklara yolculuk etmek bize göre değil. Her biri kendi yönünde ilerlemeye çalışan bilimler şimdiye dek bize pek zarar getirmedi; ancak günün birinde, ayrık bilgilerin birleştirilmesi önümüze öylesine korkunç gerçeklik manzaraları serecek ve oradaki tatsız konumumuzu açığa vuracak ki, ya bu keşif karşısında çıldıracağız, ya da ölümcül ışıktan kaçıp yeni bir Ortaçağın huzuruna ve güvenliğine sığınacağız.
– H.P. Lovecraft

Koyu bir Lovecraft fanı olduğumu, tüm hikâyelerini okuyup, tüm film ve oyun adaptasyonlarını elden geçirdiğimi, hatta şu anda Lovecraftvarî bir öykü yazmakta olduğumu belirtmek isterim en başta.
Sonrasında da Fate/Stay Night animesinden sonra girdiğim Visual Novel dünyasında da junmisugi84 sağolsun baya ilerlediğimi de ayrıca ekleyeyim.

Saya no Uta (Saya’nın Şarkısı), Fate/Zero light novel’ının yazarı Urobuchi Gen tarafından kaleme alınmış, karanlık bir Lovecraft öyküsü. Her ne kadar doğrudan Lovecraft’ın kendi mitoslarına gönderme olmasa da (ki her zaman böylesi daha güzeldir, kendi evrenini o temel üzerine kurmuş), benim beğenimi kazanmış ve yukarıda Lovecraft’ın bizzat kendisinin Cthulhu’nun Çağrısı isimli öyküsünde yazdığı giriş paragrafının ağırlığını kaldırmıştır.

Diğer okuduğum veya bitirdiğim visual novel’ları (görsel roman) burada ele almamış olmam; ya kendi başlarına ayakta durabiliyor olmaları, ya da üzerlerine bir şey yazabilecek kadar kaliteli bir yazar olmayışımdır. Ama Saya no Uta, hem kısa oluşu, hem üzerine bir şeyler yazabileceğimi hissettiğim, hem de koyu bir Lovecraft öyküsü olduğu için blogumda yer bulma şansını yakaladı.

Artık bende saplantı mı oldu bilemeyeceğim; ama White Night‘ı yaptığımdan beri zihinsel hastalıklar ve insan zihninin işleyişi üzerine araştırmalar yapıp bilgi edinmek gibi bir hobim var. Saya no Uta, Fuminori Sakisaka isimli bir tıp öğrencisinin hikâyesi. Geçirdiği elîm bir kazada ailesini kaybeden Fuminori, çok büyük uğraşlar sonucunda kurtarılsa da, henüz deneysel aşamada olan beyin cerrahisi tedavilerinin sonucunda agnozi (idrak yitimi) olarak kurtuluyor. Bu agnozi, ona hir şeyi bozulmuş olarak gösteriyor. Ne dediğimi daha iyi anlayabilmeniz için aşağıdaki resme bir göz atın.

Fuminori normal insanları ve hatta normal dünyadaki her şeyi bu haliyle görüyor. Dolayısıyla hikâyeye ismini veren esas kızımızı bu halde görüyorsa, gerçek halini siz düşünün…

Çok güçlü bir giriş yapan visual novel, hikâye ilerledikçe karanlıklaşıyor. Kazadan üç ay sonraki haliyle başladığımız hikâyede etrafını böyle görerek hayatta kalmaya, normal davranmaya çalışan Fuminori’nin nasıl zorluklar yaşadığını anlamak güç. Sanki her şey bir rüyadan ibaret. Bir insanın insanlığını yavaş yavaş kaybetmesi çok iyi anlatılmış. Bunun yanısıra alttan alta kurulan ve üç sondan birinde iyice açığa çıkan ‘diğer dünyalar’ ise çok ustaca yazılmış. Böyle ustaca yazılmış, Lovecraft’ın kendi öykülerinden direk alıntı yapmayan hikâyeler bulmak çok zor.

Değinmişken belirteyim, hikâyede üç farklı son var, ve hepsi birbirinden alâ. İlk son hikâyeyi çok kısa sürdürüyor olsa da, diğer sonları okumak için seçim ekranında kayıt alıp sonra seçim ekranından devam edebiliyorsunuz; ama devam etmek ister misiniz, onu bilemem.

Bir Lovecraft hikâyesinin beni ağlatabileceği hiç aklıma gelmezdi. Ama Saya no Uta hem Lovecraft korkusunu içime işletmeyi, hem de duygusal açıdan kısa süreli bir ‘break down’ yaşatmayı başardı. Ferhat’ın Şirin için dağları delmesi bu hikâyedeki ilk seçim ekranında (eğer kendinizi hikâyeye vererek okuyorsanız) vereceğiniz kararın yanında hiç kalır.

Harika müzikleri (ZIZZ Studio), aksiyon sahneleri, çok başarılı hikâyesi, karanlığı ve Urobuchi’nin o çok sevdiği “iyinin ve kötünün ötesi”-“ahlâkın soy kütüğü” kavramlarının ince işlenişi ile, kısa olmasına rağmen çok başarılı ve ‘şimdiye kadar niye okumamışım’ dedirten bir visual novel oldu Saya no Uta benim için.

Urobuchi’nin mutlu son yazamıyor olması birçok insan tarafından eleştirilir; ama Saya no Uta için yazdığı üçüncü, yani sonuncu son, herhalde bu hikâye için yazılabilecek en mutlu sondu.

Not: “Call of Cthulhu benim en içten ve unutulmaz masaüstü rol yapma oyunuydu. Saya no Uta’nın, yazdığım oyun hikâyesinin, özellikle Call of Cthulhu’dan esinlendiğini söyleyebiliriz.” – Urobuchi Gen

Yazıyı yazarken credits ekranında çalan Shoes of Glass (Camdan Ayakkabılar) isimli ve Kanako Itō tarafından seslendirilen parçayı dinliyordum.


14 Responses

Bir yorum yazın


  • junmisugi84 on

    Öncelikle tebrikler. Kısa da olsa, bir vn daha bitmiş. Hem de en esaslısından. Urobuchi Gen’i Urobuchi Gen, Nitroplus’ı Nitroplus yapan vndir bu vn. Henüz okumamış olduğum için hakkında pek yorum yapamayacağım, fakat aynı zamanda bir Lovecraft esinlenmesi olmasının senin üzerinde nasıl bir etki bıraktığını az çok tahmin edebiliyorum… 🙂 Aynı şekilde, yine Nitroplus ve Lovecraft eseri olan Demonbane’i de okumalısın.

    Bu yaşıma kadar birçok başyapıt denilebilecek film izledim, Avrupa sineması, Asya sineması görmüş biriyim. Belli bir anime birikimim de vardır. Fate/stay night, Tsukihime gibi klasik vnleri bitirmişliğim var. Hepsinden aldığım keyif ayrıdır. Okuduğuma, izlediğime pişman olmadığım şeyler izledim genellikle. Misâl bir Fate/stay night vn benim için çok güzel bir deneyimdir. Ancak hiçbir şey, değil hayatımda Higu ve özellikle Umi’nin bıraktığı etkiyi bırakmak, yanlarına bile yaklaşamadı. İkisinde de ağladım, yeri geldi güldüm, yeri geldi gerildim, yeri geldi heyecanlandım, yeri geldi kafa patlatmaktan kafam kazan oldu, yeri geldi hayatımdaki en büyük “OHA!” nidâlarını attım. Hâttâ şu an hiçbir şeyden, (Evet, Fate/Zero’dan bile doğru dürüst) keyif alamamamın nedeni bu vnlerdir. Bundan sonraki herhangi bir şey için de ümidim yok. 🙁

    Sıradaki ilk iş olarak, bunları son sürat full bitirmelisin, Tansel. Psikolojik rahatsızlıkların daha iyi anlatıldığı başka eserler görebileceğini zannetmiyorum. Ryu’nun yazdığı her cümlenin hazine niteliğinde olduğunu, birçok cümlesinde bir cinlik, resim ve müziklerinde bile, arkalarında sağlam bir sembolizm olduğunu garanti ediyorum. Eğer iyi inceleyerek okursanız yıllar boyu dilinizden düş(e)meyecek bir deneyim olacaktır WTC serisi. Sıkıcı olabilen yerlerinde kesinlikle sıkılıp bırakılmamalı, en sonuna kadar bitirilmeli. Çok şey kaçırırsınız yoksa. En sonunda, Ryu’nun ne denli tanrısal bir varlık olduğunu, kafası çalışanlar fark edecektir. Ben de en kısa zamanda Saya No Uta’yı okuyacağım ve hakkında da bir şeyler karalarım. Bu aralar bir tembellik çöktü üzerime…


    • Tanshaydar on

      Teşekkür ederim abi. Sensei gibi oldu bu 😀
      Demonbane’i de çok duydum Saya no Uta’yı araştırırken, ona da bakacağım sanırım.

      En iyiye gitmeden önce iyilerden geçip zevkini çıkartmak istiyorum. Nasıl ki Elfen Lied’ten sonra standartlarım yükseldi, bir şeyleri beğenmez oldum; aynı şeylerin beğeni yelpazemi daha da daraltmasından çekinmiyorum değil. Saya no Uta’yı çok beğenmeme rağmen kusursuz değildi, ve eğer Umineko’yu bitirmiş olsaydım çok beğenir miydim bilemiyorum.


  • junmisugi84 on

    Senpai gibi olmasın da. xD

    Akıllıca. xD


  • junmisugi84 on

    Ben de senin gibi yapmalıydım. Kahretsin. 🙁


  • junmisugi84 on

    Flood control bir-iki

    Efenim hani üstte hiçbir şeyden keyif alamaz oldum bik bik bik falan demişim ya hani, Saya no Uta’ya başlamam ve azcık ilerlememle birlikte lâflarımı bir bir yedirtmiştir bana Nitroplus’ın pi*leri. O mâlum sahneyi gördüğümde, “Silent Hill mi oynuyoruz lan, nooluyoruz aq?!” dedim, sonrasında tek bir şey söylemek istiyorum:

    “Sana yaratık gibi mi görünüyorlar?”

    Gelişmelerle birlikte olacağız…


    • Tanshaydar on

      Eğlendiğine sevindim abi.
      Urobuchi şerefsizi öttürmüş gene işte, ne yaparsın 😀


  • idjo_87 on

    selam beyler nasilsiniz 🙂 sizi gormeyeli baya oldu bu arama yaptim ve junmisugi84’u burda buldum 🙂


  • junmisugi84 on

    N’aber, İcret? 🙂

    Saya’yı henüz bitirdim ve esas ağladığım son, kısa yola sevk eden son oldu. İkisinin arasındaki o telefon mesajlaşması sahnesindeki diyalogları, içimden bir şeyler kopardı. Kendimden bir şeyler buldum. Tarif edemiyorum.. Çok kötü oldum ya… :\

    Saya no Uta çok kısa bir VN olmasına rağmen, hayatımda özel yere sahip olan şeylere eklenmiş oldu. Hele 4 tane müziği var ki… (Saya no Uta ver. 1 & 2, Sin, Silent Sorrow)…

    Chaos;Head, Steins;Gate, Mahou Shoujo Madoka Magica, Phantom, Fate/Zero gibi (daha bunun Gekkou no Carnevale’si, Robotics;Notes’u var.) eserlerin yazarından daha azını bekleyemezdim zaten… Henüz başka Nitro+ vnsi okumuş değilim, fakat, Saya no Uta sanırım içlerinde en esaslısı. Ya da benim için en özel kalacak olanı belki de…


  • idjo_87 on

    konu ile alakasiz mesaj atigim icin ozur dilerim,ama bi ricam olucakti senden Facebook’un varsa ekle SGGK idjo hem laflariz biraz 🙂 tekrar ozur dilerim konu ile alakasiz mesaj için….


  • junmisugi84 on

  • junmisugi84 on

    Yanlış bilgilendirme için özür dilerim. CH, SG, (ve sanırım Gekkou ve RN’yi de) o yazmamış. Övgülerimin birazını geri çekiyorum öyleyse.


  • OrtamkaoS on

    Adını çok duydum bu eserin, uzun zamandırda yer imlerimde ekliydi, GC:Lost Chirstmas için bir ing yama gelene kadar, bununla birlikte bi kaç vn daha bitireyim, zaten metro okumaktan yapacak başka bişeyimde yok


  • OrtamkaoS on

    Yoh’un dönüşümden sonra beynim şarterlerim attı yaw, bi an biri beni ilk son’a geri soksun diye bağırasım geldi hehe, güzeldi ya, senaryoya diyecek laf yok, bütün sonları beğendim tabii sonuncusu dediğin gibi en fazla öyle bitebilirdi, harbiden açmışım böyle bir VN’ye. özellikle listedeki 15. şarkıya aşık olduğumu ayrıca belirteyim


    • Tanshaydar on

      Hayırlı uğurlu olsun kardeşim 🙂
      Ben bunun üzerine bir Song of Saya dinlerim şimdi…


Leave a Reply