Warcraft #2 – Büyük Şef

137156_2Orta Dünya ve türevlerlerini severek takip edenlerdenseniz Blizzard Entertainment‘ın tüm dünyada milyonlarca oyuncu tarafından oynanan ödüllü bilgisayar oyunu World of Warcraft‘ı bilirsiniz. Derse gitmeyip sabah akşam bu oyunu oynayan tanıdıklarım olmuştu bir ara, tabi ben onlardan değilim. Peki bu WoW dünyası olan Azeroth ile ilgim ne? Oyun konusuna hiç değinmeden söyleyeyim, ondan esinlenilerek yazılan kitap serisidir.

Şu anda üç kitabı olan Warcraft serisi, birbirinden bağımsız yazarların bir şekilde birbirine bağımlı hikâyelerinden oluşuyor. İlk kitap olan Ejderhanın Günü, lisedeyken okuduğum ve hoşuma giden bir kitap olmuştu. Geçenlerde (birkaç ay kadar önce) bir kitabevini gezerken serinin ikinci ve üçüncü kitabını görünce hemen almıştım. Okuyup bitirmek ise sömestr tatiline nasipmiş.

Bugün üçüncü kitabını bitirdiğim seride, en beğendiğim kitap, üçüncü kitap olan Son Bekçi (The Last Guardian) kitabıydı.

Sıradan ve çocuksu bir hikâye olmasını beklediğim kitabın beni böylesine içine çekmesi ve inanılmaz entrikaları döndürmesi bana Dan Brown tarzını hatırlatmışsa da yazarın kendine özgü üslûbu tadını damağımda bıraktı.

Ama ben özellikle ikinci kitaptan, Büyük Şef‘ten bahsetmek istiyorum. Sebebi ise bu dünyaya çok farklı bir açıdan bakmış olması. Şimdiye kadar okuduğumuz, oynadığımız, izlediğimiz dünyaların büyük çoğunluğu sürekli insanların ve insan ittifaklarının (cüce ve elf) açısından bakmıştı. Bu kitap ise tam tersi bir şekilde, bir orkun hayatını anlatarak bu dünyaya çok zıt bir açıdan bakıyor. Orkların yaşayışları, düşünceleri, kültürleri üzerine bulunmaz bir kaynak niteliğinde (ne saçmalıyorum ben ya) olan kitabı da bir solukta okumuştum.

Bebekken ailesinin katledildiği yerde insanların onu bulup yetiştirmesi ile başlayan hikâyede orkun kendini, kendi soyunu, kendi kültürünü ve kendi kaderini tanıyıp keşfetmesi ile gelişen kitabı okurken zaman zaman insanlığımdan utandığımı itiraf etmeliyim. İletişim yoksunluğunun nelere yol açabildiğini gerçek dünyada da büyük örneklerle görebiliyorken, bu fantezi dünyasında iki ırkın arasında olan iletişim kopukluğunun onları birbirinden ne derecede ayırdığını; ama aslında benzerliklerin ve farklılıkların onları gayet uyumlu yapabileceğini görebilirsiniz.


4 Responses

Bir yorum yazın


  • Dandelo on

    okumadım, heralde okumam da 😛
    ama o dünyalara bir de ork gözünden bakmak heralde farklı bir izlenim olur ha 😀

    abi bir de şu sevdiğinden, son gekçi (last gardian) dan bahsetsen?


  • ahmet on

    ya tanselim bırak böyle kitapları biraz fikir kitabı oku


  • Tanshaydar on

    Sevgili Abdullah,
    Bazıları sıcak sever (höö?) Yani demek istediğim, herkesin eğilimi farklıdır; birisi fikir kitaplarını sever, birisi politikayı sever, bazıları da benim gibi fantastik kurguyu sever.

    Elbetteki farklı türlerde de kitap okuyorum. Mesela şu anda Kral, Bilge ve Soytarı’yı okuyorum ve gayet de fikir kitabı. Bu yazdıklarım da ahmet’e kapak olsun.

    Her neyse, 3. kitabı çok sevmemin nedeni, çocuksu bir kitap olacağını düşünmeme rağmen güzel bir entrika ile süslenmiş ilginç bir hikâye olması. Tahmin edilebilirlikten uzakta, sürükleyici ve bir okadar da ucu açık olmuş. Yani kitap bittiğinde kendiniz teoriler üretebiliyorsunuz; ama aynı zamanda hepsi de birbirini çürütebiliyor.


  • ahmet on

    Bana kapak olsun dediğin kitap 2002’de çıktı. O kitaba bizim veletler bile takla attırdılar. Bu da sana kapak olsun 😀


Leave a Reply