Bag of Bones – Kemik Torbası

Stephen King hayranı olduğumu belirtmeme gerek yok. Zaten yukarıdaki logoda Poe’nun sağındaki Kara Kule çiziminden anlarsınız.

Lise yıllarında bir arkadaşımdan ödünç alarak okumuştum Kemik Torbası kitabını. Stephen King’in en iyi romanlarından biri oldu benim için yıllar boyunca (Kara Kule’den sonra tabi ki). Bu el değmemiş eserin filminin çekileceğini geçen ay duydum, e bir Stephen King hayranı olarak da heyecanlandım doğal olarak. Gel zaman git zaman, film çıktı, 720p olarak benim bilgisayarındaki yerini aldı; ama bir türlü izleme imkânı bulamadım. Tabi bu uzun sürmedi ve sonunda iki bölümden oluşan bir TV filmi olarak çekilen Bag of Bones’u izledim. Ne yalan söyleyeyim, artık çocukluğumun geçtiği dönemde kalmış olan o TV filmleri samimiyetini görmek beni hem sevindirdi, hem de bana nostalji yaşattı…

Filminin kitabından daha iyi olduğu tek bir ürün var benim için. Dolayısıyla filmi ‘elbetteki değişiklikler yapılmış, bazı bölümler atılmış, bazı yerler de hızlıca geçilmiştir’ diyerek izledim, ve bunun karşılığını da fazlasıyla aldım.

Bag of Bones, normal sayılabilecek bir bütçe ile, TV filmi samimiyeti içerisinde çekilmiş sıcak bir film. Harika olan kitabın üzerine kattığı tek şey görsellik, evet; ama yine de kitaptan bir şeyleri eksiltmemiş. Samimi oyunculuklar, düşük bütçe dolayısıyla kaçınılmış abartılı CGI efektleri, çekim için seçilem mekân, kitaba saygıda kusur edilmemesi…

Öncelikle oyuncuların seçimi harika olmuş. Her bir oyuncu, tipiyle birlikte neredeyse ben lisede kitabı okurken aklımda canlanan karakterlerle örtüşmüş. Nedeyse. Mike Noonan için Pierce Brosnan’dan daha iyi bir oyuncu gelmiyor aklıma zira. En son The Ghost Writer’da izlemiştim kendisini. Sonra küçük kızımız Kyra var. Caitlin Carmichael isimli 2004 doğumlu küçük kızımız oynuyor bu rolü. Allah’ım o nasıl tatlılıktır öyle. Kitapta geçen “büyüyünce çok can yakacak” tarzındaki tabirin de aynen geçerli olması ise başka bir konu.

Görsel açıdan güzel giden filmin kusurları yok mu? Var elbette; ama birçok olayın ve hikâyenin oldu bittiye getirilmesi dışında diğerleri göze batmıyor, tabi çok dikkatli bir izleyici değilseniz. Kitabı okumamış olanlar için “ne oldu şimdi?” tarzında soruların oluştuğunu tahmin etmek zor değil; ama okumuş olanlar için bir de farklı bir açıdan görme imkânı var; çünkü film daha açılış sahnesiyle (Mike’ın karısının vefatı) golü atıyor. Evet, kitaptan oldukça farklı.

Bana nedense evimde ailemle geçirdiğim sıcak kış gecelerinde hep birlikte televizyonda güzel filmlerin yayınlandığı zamanları hatırlattı bu film. Düşünüyorum da, acaba Hollywood bu projede büyük bir potansiyel görüp atlasaydı da filmi milyonlarca reklam yayınlayıp çekseydi nasıl olurdu? Açıkçası bir cevap bulmak istediğimi zannetmiyorum.

Eğer biraz nostalji yaşamak istiyorsanız ve içi boş bolckbuster’lardan sıkıldıysanız Bag of Bone size göre. İki bölüm olduğu için ilk bölüm bittiğinde çayınızı tazelemeye de gidebilirsiniz.
Stephen King hayranıysanız ve halen filmi izlemeye başlamayıp burayı okuyorsanız, küfrü yediniz.


1 Responses

Bir yorum yazın


  • Gökhan on

    Ben küfrü yedim galiba… :)İlk fırsatta izleyeceğim.


Leave a Reply