Bilkent Tabuları: Bölüm 1

Sıyırma noktasında yazılan yazıların benden sonra gelenlere bir nebze faydası olacağını düşünmek biraz rahatlatıcı geliyor. En azından bir başlangıç yaptık. Bazı düşünceleri yıkmanın vakti geldi. Bölüm 1 ile bunu büyük oranda yapmayı planlıyorum.
Nasıl başlayacağımı bilemiyordum; ama iyi olacak hastanın doktoru ayağına gelirmiş derler ya, aynen öyle oldu.

Geçenlerde Bilkent Sosyalist Düşünce Topluluğu ile bir gurup Kemalist arasında e-postalar üzerinden gerçekleşen bir tartışmaya denk geldim. Tartışmada geçen bazu argümanlar hoşuma gitti, ben de böyle bir giriş yapmaya karar verdim.

1. Tabu: Bilkent’te Düşünen, Fikir Üreten Adam Yok

Var efendim. Bilkent’te düşünen, fikir üreten ve hatta ‘adam olan’ insanlar var. Hem de çok var. Ama bu insanlar düşüncelerini sloganlarla, cam-çerçeve indirmeyle, sokaklarda gazete-broşür dağıtmayla, eylem yapmayla dile getirmiyor. Bu insanlar düşüncelerini seminerlerle, gazeteci-yazar-karikartürist-dj-vj-uzman çağırarak tanıtıyor; platformlarda, tanışma toplantılarında, e-posta guruplarında ve yine ilgili seminerlerde tartışıyor. Bu yüzden dışarıdaki insanlar sadece alkolü götünden içen gençleri duyuyor.
Bunun birinci ve başlıca sebebi, Bilkent Üniversitesi sınırları içerisinde siyasi propoganda, eylem vs yapmanın, kavga etmenin (ister dayak yiyen, ister atan olun); Bilkent Üniversitesi sınırları dışarısında ise polise intikal eden bir olayda yer almanın kesinlikle okuldan atılma sebebi olmasıdır.
İkinci sebebi ise, buradaki ‘fikir üretme kabiliyeti olan’ insanların düşüncelerinin gücüne güvenmeyi öğrenmiş kişiler olmasıdır. Çeşitli fiziksel hareketlere başvurmaya gerek duymadan, cam çerçeve indirmeden, eylem yapmadan, sokakta gazete-broşür dağıtmadan fikrini olabildiğince düzgün şekilde ifade edebilen, bunu her yerde her şekilde savunabilen, ‘fikre fikir ile karşılık verebilen’ insanlar olmalarıdır.

Tabi böyle olunca, dışarıda mafya gibi dolanan gurupların, kavga gürültü arayanların, sesi çok çıktığında haklı olduğunu zannedenlerin böyle bir fikir meclisinden haberi olmuyor. Ama efendim, ben Bilkent sınırları içerisinde yaşayan birisi olarak, buradaki insanların bir kısmının karı kız muhabbeti değil de gerçek anlamda siyasî, felsefî ve hatta dinî muhabbet ve tartışma çevirdiğine bizzat şahidim.

Bilkent’te düşünen, fikir üreten adam var, çok var. Baya baya var. Gelin, görün. Bir çay içelim, muhabbet edelim. Biz eylem yapmadan fikirlerimizi çok güzel dile getiriyoruz.

2. Tabu: Madem Orta Hallisin, Bilkent’te Ne İşin Var?

Bilkent’in öğrenci nüfusu 12.000 civarındadır, bu öğrencilerin yaklaşık dörtte biri bursludur, ki bu da 3 binden fazla öğrenci eder [1]. Ki bu sayı ‘tam burslu öğrencileri’ ifade etmektedir. Bu sene uygulamaya konulan ‘Destek Bursu’ [1] da eğitim ücretinde %50 indirim sağlayarak burslu öğrenci kitlesinde bir artışa olanak sağlamaktadır.

Bilkent’te okuyan öğrencilerin tamamı süper zengin züppeler değildir. Hatta o kesimden olan insanlar Bilkent nüfusunun yarısını bile oluşturmamaktadır. Bilkent’te eğitim ücreti bir çok vakıf üniversitesine göre oldukça ucuzdur. Buna rağmen paralı okuyan öğrencilerin bir kısmı, bu ücreti zorlanarak ödemektedir. Yani sanıldığı gibi Bilkent’te okuyan tüm paralılar da para babası değildir. Ama maalesef ki, Bilkent nüfusunun çoğunluğu züppe ve tiki gibi etiketlerin altına girmeye çalışmaktadır. Bunun onları cool gösterdiğine inanırlar. Çoğunluğun böyle bir imajın arkasına saklanma ihtiyacı hissetmesi, dışarıdan bakıldığında Bilkent’i zengin piçlerinin cirit attığı bir yer gibi göstermektedir; halbuki sokakta görüp zengin piçi diyebileceğiniz biri için yeri geldiğinde 10 TL büyük bir para olabilmektedir.

– Madem Sosyalistsin, Ne Diye Kapitalizmin Kalesinde Okuyorsun?
Yukarıda bahsettiğim e-posta üzerinde gerçekleşen tartışmada Kemalist arkadaş Sosyalist arkadaşa bu soruyu sormuş. Sosyalist arkadaş “Burslu bir öğrencinin Bilkent’i seçmemesi için çok az neden vardır. Şöyle ki…” diye başlayarak uzun bir cevap vermiş. Ben kısaca şöyle özetleyeyim.

Orta halli bir öğrencinin Bilkent’i Burslu seçmesinin başlıca sebepleri:
– Bilkent’te kayıt parası, dönem harcı, ders başına para, yaz okulunda kredi başına para ödemezsiniz. Sadece kitaplarınızı satın alırsınız, o da zorunlu değil ve sizden önce dersi almış olanlardan ikinci el olarak çok uygun fiyatlara edinebilirsiniz. Yani, eğitim ile ilgili her şey tamamen ücretsiz.
– Bilkent’te spor salonunu, kütüphaneyi kullanmak ücretsiz. Şehir servisleri ücretsiz (Tunus & Sıhhiye)
– Yurtta kalmak ücretsiz. Elektrik, su, ısınma, internet ücretsiz. Işığınızı 24 saat açık tutabilirsiniz. Sınırsız internet erişiminiz var. Yurtların yalıtımı güzel olduğundan, bazen dışarıda kar yağarken biz içeride sıcaktan piştiğimiz için pencereyi açıp serinlemeye çalıştığımız olur. Çok şükür. 24 saat sıcak su mevcut. İstediğiniz saatte duş alabilirsiniz. Yatak çarşaflarınız on günde bir değişir, her hafta oda temizliği yapılır. Siz dersten geldiğinizde değişmiş nevresimler ve/veya tertemiz bir oda bulursunuz.
– Yurtlarda mutfaklar mevcuttur. İsteyen ekonomik bir menü ile idare edebilir.
– Bilkent size girdiğiniz yıla ve ÖSS derecenize göre belli bir miktar karşılıksız burs vermektedir. Her ihtiyacınızı karşılamasını beklemezsiniz; ama ebeveynlerinize yüklediğiniz yük azalır.
– Bilkent’te bir veya birkaç dersten kalsanız, hatta sınıf tekrarı yapsanız dahi bursunuz kesilmez.

Bu ve bunlar gibi sebepler göz önüne alındığında, orta halli bir öğrencinin (ister sosyalist, ister komünist, ister kemalist, ister muhafazakâr olsun) Bilkent Üniversitesini Burslu olarak seçmesi ekonomik şartlar açısından bakıldığında, diğer devlet üniversitelerini seçmesinden kat kat avantajlı gözükmekte. Dolayısıyla Bilkent, sadece süper zengin ailelerin piçlerine(!) değil, Anadolu insanının çocuklarına da ev sahipliği yapmakta, ve ekonomik açıdan bunu neredeyse Türkiye’deki tüm üniversitelerden daha iyi yapmaktadır.


Sonuçta, orta halli bir ailenin ekonomik açılardan bakıldığında evlâdını Bilkent’e göndermesi en mantıklı seçim gibi görünmektedir.
Ayrıca bu evlâdın fikir üretme özgürlüğü, ürettiği fikirlerden dolayı fiziksel bir zarar görme ihtimalinin olmaması, fikirlerini her türlü şekilde geliştirme imkânına sahip olması (kütüphane, alanında uzman öğretim görevlileri, seminerler, öğrenci kulüpleri…) ve ister bir düşünce ve/veya ideoloji sempatizanı olsun, ister her türlü etli sütlüden uzak dursun her halükârda istediğini seçebileceği bir ortam sağlaması açısından da, Bilkent yine Türkiye’deki en mantıklı seçimlerden biri olacaktır. Hem de ebeveynlerin evlâtlarını akşam haberlerinde görme ihtimali olmadan.

Bölüm 1’den Çıkarılacak Sonuçlar:

– Bilkent Üniversitesi, ürogenital bölgeleri ile düşünen insanlardan ibaret bir yer değildir. Hatta bu insanların nüfusları yarıdan bile azdır. Nereye bakacağınız iyi bilin yeter.
– Bir öğrencinin Bilkent’li olması onu süper zengin piç yapmaz, süper zengin yapmaz, piç hiç yapmaz. Bazı insanların bu takıntılarına hayranım. Bir kişinin zengin olması onu mânen zengin olmaktan alıkoymaz.
– Bilkent’te üç binden fazla burslu öğrenci mevcuttur ve bu öğrencilerin birçoğu da orta ve daha düşük halli ailelere mensuptur. Bilkent’li olan bir kişiyi zengin belleyip kazıklamaya çalışmak, ona zengin piçi demek, parasını ne yapacağını şaşırdığı için bir tarafına sokan bireyler addetmek cahilliğin, faşizanlığın, gerizekâlılığın daniskasıdır. Bir topluluğa yapılan iftiranın ne affı ne tövbesi olur, diğer tarafta iki elimiz yakanızda olur, hesabını veremezsiniz.
– Bilkent’te Burslu öğrenci olmak hiç kimseyi burjuva sınıfına sokmaz. Sadece ailenizin üzerine yüklediğiniz maddi yükü bir açıdan hafifletir. Buna rağmen, tüm yiyecek masrafları size aittir. Yemekhane ve lokantaları seçerseniz (en ucuz için önödemeli fiş alırsanız), günlük üç öğünden hesaplandığında en ucuz yemek ücreti, aylık olarak 270TL olmaktadır. Bu, sadece üç öğünü tabldot menü ile geçirdiğiniz senaryodur. Bilkent’in verdiği burs, yemek ihtiyacını ucu ucuna “yaşamsal” miktarda karşılamaktadır diyebilir miyiz? Bu öğrenci ot ise evet. Yok arada bir Ankara’ya inerse, arada bir arkadaşları ile çay içmek isterse…

Neyse, Bölüm 1 burada sona eriyor. Bölüm 2’de Bilkent’e dair başka bilgiler ile karşınızda olacağım.


5 Responses

Bir yorum yazın


  • irlandali on

    C’est super mon ami



  • Sergen on

    Gerçekten etkileyici idi :O


  • Nihan on

    Güzel bir yazı, ama tabu hakkında konuşulamayan şey demektir. Başlık “Bilkent’le İlgili Yanlış Bilinenler” gibi bir şey olsaymış daha doğru olurmuş.


    • Tanshaydar on

      Çok güzel bir noktaya değindiniz. Evet, tabu, kelime anlamıyla üzerinde konuşulması yasak olan, ya da hakkında konuşmaktan korkulan bir olgudur. Ama yine Türkçe’de “Tabuları yıkmak” gibi bir deyim de mevcuttur. Benim kastettiğim herkes tarafından böyle kabul edilip bahsedilmeyen bu yanlış bilgilerdi. Çok doğru bir kelime seçimi olmadığının farkındayım; ama daha iyisini bulamamıştım yazdığım dönemde. 3 yıl olacak neredeyse…


Leave a Reply