Fate/Zero Episode 14 (2. Sezon) İzlenimlerim

En son Fate/Zero yazıma bakıyorum da, 9. bölümde bırakmışım yazmayı…

Niye bıraktım? Hayal kırıklığı bir yana, her hafta sonu Fate/Zero beklemekten çıkıp başka ruh hallerine, başka uğraşlara girdim. Novel’ı bitirince zaten hikâye ve derinlik adına bir beklentim olmadı hiç. Hatta 13. bölümü bile aylar boyunca izlemedim…
Bu hafta sonu askere gidecek abimiz, Doruk abi, junmisugi84’ü gitmeden önce görüşmek için ziyaret edene kadar tabi 😀

Sabahın köründe “kalk kalk 14. bölüm çıkmış!” diye beni uykumun en tatlı yerinden kaldırıp 105 ekran karşısına oturttuğu için kendisine buradan teşekkür ediyorum. Sayesinde hem 13. bölümü, hem 14. bölümü (2. sezon) izlemiş, hem de Fate dünyasına geri dönmüş oldum. Tabi Jeanne’a da buradan beni Fate/Revolution gurubuna kattığı için ayrıca teşekkür etmem gerekiyor.

Şimdi, gelelim yazımızın asıl konusuna, Fate/Zero 14. bölüme. Ben 13. bölümü zamanında izlemediğim için birçoğunuz gibi aylarca “ne olacak acep?” beklentisine girmedim (zaten novel’ı okuşum ya :)) ve arka arkaya seyretmiş oldum.

Yeni opening ve ending güzel olmuş; ama Lancelot’un ay ışığı altında gölün kenarında duruşu ile Hassan Sabbah’ın at üstünde Alamut kalesinin önünde duruşunu özlemedim desem yerinde olur. Her zamanki gibi bir Saber üzerine yoğunlaşma, Kiritsugu ile Iri’nin ilişkisi vs…

Benim anlamadığım, hikâyenin kaderini öyle çok da etkilemeyecek olan bu meydan savaşının neden cliffhanger* tadında sezon sonunda bırakılmış olması. Hadi onu anladım, ticari kaygılar falan filan, ya peki aylarca bekleyen izleyiciye bir sonuç vermek varken neden aynı şekilde bitiriyorsunuz 14. bölümü? Olmamış, hiç olmamış. Özellikle de ilk bölüm gibi 40 küsur dakikalık bir premier yapma imkânı varken (aylar var yahu), hayal kırıklığı yaratabilir.

Görsellerin önceki bölümlere göre daha iyi olduğu gibi bir kanıya kapılmış olsam da, bu, dev ekranın bir ilüzyonu olabilir; ama Berserker’in girişi ve Gılgamış’ın gökyüzünde kıçını kaldırmaya tenezzül etmeden oynadığı sahneler tamam bir görsel şölen. Bu noktada Doruk abiyle vardığımız bir nokta ise, Gılgamış’ın egosu yüzünden sürekli kaybediyor oluşu. Yahu, EA’yı çıkarmıyorsun, gururuna yediremiyorsun, anladık onu. Ömründe bir kere çıkardın, onda da Avalon’a denk geldin, bu ne şanstır kardeşim!

Lovecraft hayranları olarak uğradığımız hayal kırıklığına hiç değinmek istemiyorum :'(
Her gördüğün sakallıyı deden, her gördüğün tentacle’lıyı Lovecraftian sanma! Her gördüğün deri kitap Necronomicon değil, her gördüğün büyücü Cthulhu kültisti değil. Urobuchi Gen her ne kadar büyük bir Lovecraft hayranı olsa da, anime adaptasyonununda bunun üzerine düşecek kişilerin bu konuda ilgi ve bilgisi olmadığı (bir tadımlık Cthulhu Fhtagn’dan sonra) aşikâr.

11 bölüm kaldı animenin bitmesine ve 2. Volume’un ortalarına bile gelmedik. Neyi nereye sıkıştıracak, nereleri es geçecekler hiç bilmiyorum; ama hem müzikler olsun, hem görseller olsun, Fate/Zero ikinci sezonuyla da sezonun en iddialı animelerinden biri. Pazar günlerimiz yinle şenlikli geçecek anlaşılan. (Kahvaltı eşliğinde, güzelce demlenmiş çayımı yudumlarken Fate/Zero keyfi…)

Değinmek istediğim bir başka olay da, ilk sezonun Blu-Ray dağıtımı.
Görsel olarak yeniden işlenen birçok sahnenin yanına, sezon toplamında 20-30 dakikalık ekstra sahneler ile kesinlikle bir “yeniden izleme” olayına girişmek gerekiyor. Sahne farklılıkları için şuraya bakabilirsiniz.
Ayrıca üç bölümlük Einzbern Consultation Room Special da visual novel’ı okumamış, Stay Night’ı izlememiş (dayaklık) insanlar için oldukça bilgilendirici bir eklenti olmuş. Darma CD’si ise kesinlikle üstünden geçilmesi gereken bir başka eklenti, ki Kiritsugu-Iri ilişkisinin Ilya doğumu öncesi kısımlarını da öğrenme imkânı edinirsiniz.

Kısacası, Fate/Zero bol içerikle kapattı ilk sezonu, ve ikinci sezonun sonunda gelecek Blu-Ray dağıtımı ile ne gelir diye düşünmek bile heyecan verici. Hadi bakalım, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yazıl olacak sana Caster!

Ekleme:

Fate/Zero yazılarımı takip edenler zaten spoiler yiyip durdu. Şimdiye kadar Berserker’ın Lancelot olduğunu bilmiyor idiyseniz, şimdi öğrenmiş oldunuz. 14. bölümdeki F-16 sahnesini hatırlayanlar için aşağıdaki resim oldukça manalı gelecektir 😀

Resimden haberdar ettiği için Oğuz Korunan’a (hemşehrim) ayrıca teşekkürler.


4 Responses

Bir yorum yazın


  • Jeanne on

    Öhöm.. Bizi de bıraktın sanki? O.o” *bugün fark etti*


    • Tanshaydar on

      Eeee, şeyy… Kem, küm. Bir süre Facebook görmek istemiyorum, onun dışındaki iletişim kanallarım açık 😀


  • Jeanne on

    Korkutma beni!!!!!! Daha çalıştıracaksın beni Cthulhu’ya!!!! Ayrıca 30 Mayıs yakın!!!

    Diablo’da bol şans bir de :3


    • Tanshaydar on

      Gerçekten, Facebook sinirlerime dokundu, bir süre hiç girmesem görmesem en iyisi olacak. Finallerim bitmek üzere, artık yaz okuluna kadar olan sürede Lovecraft eserlerinin üzerinden bir geçeceğim sanırım, unuttuğum çok yer var.

      Skeleton King’i iki defa kestikten sonra sıkıldım Diablo’dan 🙁


Leave a Reply