Limbo [PC] – İnceleme

Bundan tam bir yıl önce, 2010 Temmuz’unda Xbox Live Arcade’e indirilebilir bir oyun çıktığında ben o zamanlar aradan altı ay geçmiş olmasına rağmen halen Braid ve Machinarium gibi sanat eserlerinin tadını damağımda hissediyordum.

Çıkan oyunun adı Limbo (Türkçesi ile Araf) idi ve Xbox 360’a özeldi…
Sonra PC ve PS3 söylentileri başladı, çünkü Braid de ilk çıktığında Xbox 360 exclusive idi; ama sonradan hem PC hem de PS3’e misafir oldu. Limbo için de böyle bir şey olması, hem de o kadar ödül almışken şimdiden, gayet makul idi.

Ama kahrolası Microsoft’un açgözlülüğü ile bu oyuna tam bir yıllık Xbox Live Arcade’ye özel olarak kalma sözleşmesi yaptırılmıştı…

Bir yıldır beklediğim Limbo’yu Steam’de satışa açıldığı dakikada hemen aldım. Boyutu oldukça küçük olan oyunun bir konsol portu olduğu belli; ama onun dışında yön tuşları ve bir aksiyon tuşuna ihtiyaç varken klavye – gamepad kavgası yapmaya değmez.

Oyun yapmanın sanat olduğunu noktalar olur ya, Braid gibi, Machinarium gibi, Silent Hill 2 gibi, Shadow of the Colossus gibi… İşte Limbo da onlardan biri. Arada bir araya giren ambiyans müzikleri dışında tek duyabileceğiniz şeyin ayak sesleriniz ve etraftaki zımbırtıların sesleri olacağını bildiğim halde, bu sessizlik, bu dilsizlik içime işledi.

Oyunda baştan sonra ne bir yazı (menü ve credits dışında), ne bir konuşma ne de bir ipucu var. Oyunda harika bulmacalar olmasının yanında, bu bulmacaların zor; ama aynı zamanda da ipucuna ihtiyaç duydurmayan bulmacalar olması harikulade. Tabi, bir platform oyunu olmasından dolayı Limbo, zaman zaman bizi zekâmızdan ziyade el becerimizi kullanmaya itiyor. Eh, Süper Meat Boy bitirmiş biri olarak pek sıkıntı çekmedim 🙂

2 boyutlu bir oyun olmasına rağmen fizik ve animasyonlar oldukça akıcı, 2D bir oyundan beklenebilecek en iyisi. Halat sallantıları bile o kadar gerçekçi ki, 3D oyunların bazıları halt yemiş 🙂

Kızkardeşinin kaderinden emin olmayan bir çocuk Limbo’ya girer…(olaylar gelişir) şeklinde bir synopsis’i, açıklaması veya hikâyesi (ne derseniz artık) olan oyunun başlangıç ve bitiş sahneleri beni derinden etkiledi. Belki de şaşalı, janjanlı şeylerden uzak durup biraz sadeliğe yönelmeliyiz oyun yapımı konusunda? Bu da kendime not olsun; ama eminim White Night’ın açılışını beğeneceksiniz 😉

Tüm dünyadaki Graphic Whore’ların Crysis 2’yi beklemesi gibi bekledim Limbo’yu, ve beklediğime de değdi. Hayat damarlarımdan birine kan gitti bu oyun sayesinde!


6 Responses

Bir yorum yazın


  • serkan on

    evet mükkemmel bir oyundu bende bugün bitiridim tavsiye olunur.Orjinali özellikle 10 dolar bişey değil.Haklarını vermek lazım


  • ibrahimlp on

    İlginç. Peki White Night hakkında biraz daha anlatır mısınız? Sizin geliştirdiğiniz bir oyun mu?



  • Valtiel on

    İlk başladığımızda borulardan ok üfeleyen yarı çıplak adamları kapanlarla, tuzaklarla engelliyoruz, daha sonra ateşli silah kullanan daha medeni! kişileri daha endüstriyel mekanizmalara yem ediyoruz. Başlarda doğada hayatta kalma ve ilerleme mücadelesi verirken ilerledikçe daha mekanik ve teknolojik ölümlere karşı karşıya kalıyoruz. Gerçekten boyundan büyük bir oyun. Yerinde kullanılan müzikleriyle ve tınılarıyla, açılışı ve sonuyla Silent hill 2 oynarken içine girdiğim bazı duyguları yaşadım Limbo oynarken.


  • Gökhan on

    Bazı bulmacalar var ki çok karmasık şeyler beklediğin ancak cevap bir o kadar kolay olduğundan defalarca denemek zorunda kalıyorsun… Son zamanlarda en severek oynadığım oyundu açıkcası.


  • sarmisak on

    iyi oyun! dene öl dene öl yap geç mantıklı oyun. braidden sonra birde bu iyi gitti. bu tip oyun önerisi olan var mı başka. bu arada siz önermeden söyliyim macinariumuda bitirdim. bu üçlü tadında (bağımsız,alan,bulmaca) oyun önerisi olan var mı?


Leave a Reply