Naruto – Road to Ninja

Naruto_the_Movie-_Road_to_Ninja's_main_posterEcnebilerin bir lafı vardır, “quality over quantity” diye. Bunun tersi de makbuldür duruma göre. Anlamı da, “kalite miktardan makbuldür” şeklinde olmaktadır, tersi de, yani “quantity over quality” de “miktar kaliteden makbuldür” şeklindedir.

Tahmin edebileceğiniz üzere genelde kullanılan, ve gerçekte de makbul olan miktar değil, kalitedir.

Ne var ki, yıllar önce oda arkadaşımın aklına uyup animesini izlemeye başladığım, sonrasında sıkılıp mangasına (çizgi romanına) geçtiğim, ve son iki yıldır da “başladığım işi bitireyim” mantığıyla takip ettiğim Naruto isimli anime/manga tamamiyle miktar kaliteden makbuldür mantığıyla işliyor. 15 yılı aşkın süredir yayında olması bir yana, altı buçuk yıldır takip ettiğim bu zamazingo, karakterleri ve hikâyeyi geçen zaman içerisinde çok iyi şekilde oturtmayı başardı. Diğer bir deyişle, harika bir zemin oluşturdu, bu zemine zamanla (yıllar boyu!) alıştırdı, karakterlere hayat verdi ve sonrasında senaryoyu yavaş yavaş bindirmeye başladı.

Yalan yok, Naruto’nun hikâyesini ve karakterlerini severim. Zaman zaman derin sorgulamalar ve karşılaştırmalar yaparak benim gözümde Seinen seviyesine de erişmişliği vardır. Ne var ki yazar kendi kitlesinin kim olduğunu bildiği için mecburen onlara çalışmakta. Bu da beni çileden çıkarmaktadır.

Lâkin, testiyi denize daldır, aldığı kadarını alır, gerisi kalır sözü burada da kendini göstermekte, Naruto evreni bir deniz olmasa da, küçük bir gölet olarak yine herkesin testisine kadar hitap edebilmektedir. Tahmin edebileceğiniz üzere ben komple göleti içmiş durumdayım.

Durum böyle olunca uyku sıkıntısı çektiğim bir gece Naruto’nun çıkalı ve çevrileli çok uzun süre geçmiş olan son filmi olan Road to Ninja’yı stream olarak izleyeyim dedim. Dedim demesine ya, bu kadar harika bir yapım olacağını düşünememiştim. Aslında bunun içerisinde, yazarın tüm karakterleri ve hikâyeyi yazmış olmasının payı olacağını düşünürsek, pek şaşırtıcı olmasa gerek. Ve aslına bakılırsa, yazarın bizzat kendisi özel bir manga çizerek (aynı isimli mangadır kendisi) filme bir ön-hikâye hazırlamıştı. İlgili bölüm oldukça ilgi çekiciydi benim için; ama geçen zaman içerisinde filmi unutmuşum. Naruto’ya verdiğim değer bu kadar işte.

Yine de, ikinci bir Memories of Nobody vak’ası yaşamadım desem yalan olur. Ki 2009’da yazdığım o yazının üzerinden 4 yıl geçmiş, ve çok fazla şey değişmiş olmasına rağmen bazı görüşlerim pek değişmedi.

Road to Ninja, Naruto evrenindeki en büyük sorgulamaları biraz daha elle tutulur hale getiriyor. Ki bu soru “İki karakter de benzer yollardan geçiyor; ama neden farklı oluyorlar?” şeklindedir ve en güzel cevaplardan birisi “Obito’nun yanında kimse yoktu, Rin de ölmüştü; ama Naruto’nun yanında Hinata vardı” (Hinata’nın Naruto’ya tokatı patlattığı sahne) gibi sahnelerle aslında hayat dediğimiz şeyin ne kadar da pamuk ipliğine bağlı olduğunu, kendi seçimlerimizin ne kadar da az önem teşkil ettiğini gösteriyor. Bu noktada, yazarın zıtlıkları bir araya getirip uyum üretme alışkanlığı daha ilk bölümlerde kendini gösteriyor.

Kyuubi köye saldırdığında, anne ve babası ölen Iruka, çok küçük yaşta öksüz ve yetim kalıyor ve öyle büyümek zorunda kalıyor. Köyü kurtaran Minato’nun Kushina ile ölmek üzereyken (Naruto’nun anne babası) Kyuubi’yi Naruto’nun içine mühürlemesiyle beraber Iruka’nın çektiği tüm acıların hedefi Naruto’nun kendisi haline geliyor; ama üçüncü belediye başkanı Iruka’ya Naruto’nun sorumluluğunu verince bu nefret, yerini benzerliğin getirdiği halden anlamaya ve anlayışa bırakıyor. Naruto, Iruka için hiçbir zaman sahip olmadığı ve olamayacağı erkek kardeş yerine geçerken; Iruka da Naruto’nun hiçbir zaman sahip olmadığı ve olamayacağı baba figürü yerine geçiyor. Bu bağlamda, tüm hikâyede Naruto’nun karakterinin ilk temelini atan kişi olarak Iruka her ne kadar yan karakter olsa da, benim gibi perde arkasına bakanlar için en önemli karakterdir.
Zira, Jiraya’nın ölümünden sonra Naruto tek başına ‘yine yalnız kaldım’ triplerinde acı içinde kıvranırken, gecenin bir vakti elindeki çift dondurmayı ikiye kırıp birini Naruto ile paylaşan yine Iruka’dır ve yine bir dönüm noktasında baba figürünü üstlenmiştir.

Üstlenmitir üstlenmesine ya, Naruto’yu en iyi anlayan ve ona en yakın olan karakter olarak, o bile Naruto’nun çektiği aile hasretini dolduramamaktadır. Ki eğer uzun süre evinize/odanıza geldiğinizde ışığı kendiniz yaktıysanız neden bahsettiğimi çok iyi anlarsınız. İşte Road to Ninja, tam bu noktadan giriyor damara. Bir büyü sonrası alternatif evrene düşen Naruto’nun ailesi bu defa ölmemiş, annesi de babası da hayatta kalmıştır. Karakterin kendi içinde çektiği yalnızlık öyle bir portre edilmiştir ki, durumu kabullenemese de yapacak başka bir şeyi olmayan Naruto’nun aslında iki yabancı olan bu insanla geçirdiği birkaç akşam boyunca yaşadığı iç çelişki ve en sonunda özlemin baskın gelmesi ve durumu kabullenmesi insanın boğazını düğümlemektedir.

Film boyunca Naruto’nun bu duruma düşmesi ve kendi gerçekliğini kabullenmesi işlenmekte. Bu noktada, 15 yıldan beri Naruto karakterini anlatan, nasıl bir yalnızlık çektiğini ve bunun üstesinden nasıl gelmeye çalıştığının resmedilmesi ile birlikte bu film, 15 yıllık birikimin meyvesi olmuştur. Karakteri bu kadar yakından tanıyınca annesinin sesini duyduğunda yüzünde oluşan ifade, hiç yaşayamadığı çocukluğunun tüm birikmişliğini bir kerede dökememesi vurucu hale geliyor.

Filmin sonunda, kendi gerçekliğini kabullenerek kendi evrenine dönen Naruto, yine yalnız kaldığının bilincinde hüzünlü bir şekilde eve dönerken, ışığı açık görünce imkânsız derecede saçma olmasına rağmen umutlanarak eve koşuyor ve kendisini bekleyen Iruka’yı görünce önce hayal kırıklığı yaşasa da, Iruka’nın “eve hoşgeldin” demesiyle kendine geliyor ve anlıyor ki, onun zaten bir ailesi vardı.

Bir şey haddini aşınca, zıddına inkılâp eder. Ben çok güzel bir çocukluk yaşadım; ama 14 yaşında evden ayrılıp liseye, sonrasında üniversite ve çalışma hayatına geçince hiç sahip olmamışçasına hasretini çektiğim aile olgusunu, Naruto’nun bu film üzerinde bu kadar iyi yansıtmasını çok beğendim. Tabi bu kadar beğenmemin yegâne sebebi 6 küsur yıldır takip ediyor ve karakterleri çok yakından tanıyor olmamdır. Yoksa normal bir film gibi açılıp izlenirse bende yarattığı etkinin onda birini bile yaratamaz.

Hâsıl-ı kelâm, Road to Ninja uzun süreli anime/manga serilerinin (ki bakmayın, uzun süreli anime ve mangalardan nefret ederim, One Piece’çilerle aynı ortamda bulunmaktan mümkün mertebe kaçınırım) aslında malzemelerini çok iyi şekilde kullanarak güzel işler çıkarabileceğinin bir örneğidir. Darısı Türk dizilerinin başına.


6 Responses

Bir yorum yazın


  • Abdullah on

    one piece hakkındada yazarmısınız


    • Tanshaydar on

      Uzun süreli anime ve mangalardan nefret ederim, One Piece’çilerle aynı ortamda bulunmaktan mümkün mertebe kaçınırım. One Piece gibi anca hitap ettiği kitleden bile daha zihinsiz ve kendini tekrar eden bir şeyin muhabbetini yapmaktan bile nefret ederim.


  • freeman1930 on

    Abi oldum olası şu animelere bir ısınamadım gitti. Büyük ihtimalle Amerikan kültürü animasyon filmlerinden olsa gerek.


    • Tanshaydar on

      Bence biraz zevk meselesi bu iş. Ben eski dünya kıtalarının kültürünü ve tarzını daha çok seviyorum, dolayısıyla pek iyi bir ürün bulduğumda hemen edinip sindirmek istiyorum. Tabi bu olay anime meselesine geldiğinde çöplükte gül aramaya benziyor iş, milyon tane aptal saptal, saçma sapan şey var piyasada. Türkiye’de Death Note almış gidiyor, halbuki o da orta karar bir şey. Bu konuda daha ayrıntılı bir yazı yazmıştım zamanında: http://blog.tanshaydar.com/otaku-sendromu.html


  • Osman Ülke on

    One Piece hakkındaki yorumunuz hoşuma gitti Tansel Bey. 🙂 Naruto’yu ben de takip ediyorum, ama artık lanet ettim.


  • freeman1930 on

    Aynen kardeş dediğin gibi tamamı ile zevk meselesi. Birde ben uzak doğu kültüründe baya bir kıtım. En basitinden halka ve garez filmlerinin uzak doğuda çekilenlerinden hiç bir zevk almamışken abd versiyonlarını çok sevmişimdir. Neyse belki zaman ile sevebilirim.


Leave a Reply