‘Silent Hill: Betrayal’ Kitabının Yazarı Shaun Jooste ile Röportajım

silent_hill_betrayalBu yazıyı ve röportajı okurken Dance with the Night Wind parçasının uzun versiyonunu dinlemenizi tavsiye ederim.

Silent Hills’in iptali ile gelen hayal kırıklığı ve etrafta dolaşan Kojima = Silent Hill saçmalığı ile başa çıkmaya çalışırken, kendi işime bakıp Silent Hill subreddit’inde takılıyordum. İşte o zaman Shaun Jooste’nin reddit yazısına denk geldim.

Yeni bir Silent Hill oyunundan zaten yoktu da, aynı evrende geçen ne bir film, ne bir çizgi romandan da umudum yoktu. Hele ki mantar gibi her yerden biten P.T. çakmalarından sonra, orjinal içeriğe hasret kalmıştım. Kendine ait bir Silent Hill evreni olan herhangi bir şeye.

Ve sonra gördüm ki, bir Silent Hill kitabı yazılıyordu!
Şimdi, Silent Hill 2 resmi romanını okumuştum ve hatta Türkçeye çeviriyordum, ama artık doğrudan oyunu anlatan bir kitap da istemiyorum. Bu kitapsa, bilakis, tamamen farklı ve yeni bir hikâye anlatıyor.

Sessiz Tepe: İhanet

Trevor, karısı Caroline’in intiharı üzerine olayı araştıran polislerin peşine düştüğünü haber veren bir telefon almadan hemen önce Silent Hill’de geçen bir başka kâbustan uyanır. Sevgilisi Kathy ve en yakın arkadaşı Jay Nixon ile, polisler karanlık otobanda peşlerinden gelirken kaçmaktadırlar. Kovalamaca sırasında, yolu bir sis kaplar ve kafasında metalik bir nesne bulunan garip bir adam Silent Hill yakınlarında kaza yapmalarına sebep olur.

Trevor uyandığında kaza yerinde tek başına bulur kendini. Diğerlerinin nerede olduğunu bilmemektedir. Diğerlerini ararken sadece kasabanın korkunç yaratıklarla değil, aynı zamanda Caroline’in varlığına dair ipuçlarıyla da dolu olduğunu görür. Kasabanın sisli sokaklarındaki mücadelesi onu Kathy’ye yaklaştırırken Trevor, Caroline’in ölümünün ve kardeşinin öldürülmesinin ardındaki sır perdesini de aralar. Tüm bu bilgiyle, karısının ıstırabına sebep olan herkesin günahlarından ötürü hesap vermek için Silent Hill’e toplandığını anlar.

Tüm bu azap ve kan içerisinde Caroline’in gizemli gardiyanı kafasında lekeli bir piramitle durmaktadır… ve ihanetin bedelini almaya hazırdır…

Elbette beklediğim üzere, çeşitli Silent Hill topluluklarından çok farklı tepkiler geldi. Zamanında zaten Homecoming’e olan yersiz ve çoğu zaman popülist nefrete karşı durmuştum, hemen hemen aynı şeyin yaşandığını görüyordum. Karşı argümanı olmayan, sadece nefret dolu bir sürü insan. Silent Hill’in onları bu kadar çok çekmiş olmasına şaşmamalı. Ama özellikle romanın resmiyeti tartışma konusuydu, ve fanların çoğu, kitabı bir fan çalışmasından fazla bir şey olarak görmeyi reddetti. Elbetteki resmî bir Konami projesi değildi, ama buna rağmen öyle sıradan bir fan projesi de değil. İngilizceniz varsa yazarın kendi açıklamasını okuyabilirsiniz. Yoksa, kısaca özet geçmek için, Konami’nin Güney Afrika’daki ayağından özel izinleri almış ve Silent Hill adını kendi yazdığı romanda kullanmayı kabul ettirmiş. Çizgi romanlardan biraz daha farklı bir yerde; ama sıradan fan projelerinden daha ötede.

The Celenic Earth Chronicles isimli epik fantezi serisinin yazarı ve aynı zamanda yeni duyurulan televizyon dizisi The CopyCat Effect’in senaristi olan Shaun Jooste iyi bir tecrübe ve portfolyoya sahip. Ben kendim de bir yazar olarak, en başta biraz kıskanmış olsam da, okumayı yazmaktan daha çok sevdiğimi hatırladım. Merakıma yenildim ve Shaun Jooste ile konuştum. Şansıma iyi bir insan çıktı. Aynı zamanda bir de röportaj yapmayı kabul etti ve ben de etrafımda tanıdığım Silent Hill topluluklarından ve eskilerden kalan (eskilerden kim kaldı, sorsan herkes Silent Hill hayranı) arkadaşlarımdan soruları topladım. Hatırlamayanlarınız için, Silent Hill Türkiye’nin kurucusuydum, ve bir zamanlar dünya çapında dikkate değer Silent Hill topluluklarından biriydi. Öldürmek zorunda kaldım, cesedini diriltmeye kalktılar, acılı ve yavaş bir şekilde tekrar öldü. Bazı şeyler kasabayı asla terketmemek üzere geldiğini unuttular.

Röportaja dönsek iyi olur sanırım!

Hemen hemen tüm Silent Hill fanları Silent Hill ile ilgili bir şeyler yapmak istemiştir, ama bunun için herkesin kendine ait bir nedeni var.
Sizin nedeniniz neydi?

Silent Hill’i en başından beri sevdim, ilk oyundan beri. Oyunları birbirlerine karşı, ve hatta hikâye ve oynanışın gittiği yöne karşı bile hiçbir ayrımcılık yapmadım. Seri hakkındaki her şey: korku, bulmaca, ipuçları, suçluluk, psikolojik gerilim… bunların hepsi beni kendi Silent Hill romanımı yazmaya itti.

Hangi Silent Hill oyunu (veya medyası) kendi Silent Hill hikâyenizi oluşturma fikrini verdi?

Her şeyi başlatan Silent Hill 4 oldu, Homecoming ve Downpour’un gelişi ise kesinleştirdi. Çok fazla SH4 oynamaktan, Silent Hill’in özünü yakalamayı neredeyse başaran bir kâbus gördüm. Bu kâbus da yazmakta olduğum korku serisine ilham kaynağı oldu: ‘The Damned Souls Saga’. Yine de, ta o zamanlardan beri bir SH romanı fikri kafamda dönüp durmaktaydı.

Hemen hemen tüm Silent Hill oyunları kasabanın kendine özgü bir versiyonunu sundu bizlere.
Betrayal(İhanet) sizce hangi versiyona daha benzer bir halde? Çürümüş? Donmuş? Kanlı?

Aynı anda hem paslanmış bir çürüme hem de kanlı bir ortam dersem yerinde olur, ama aynı zamanda ateş de var. Otherworld(Kasabanın kâbus hali) ile ilgili tüm sahneler ana element olarak ateşe sahip. Sonlara doğru tek bir sahnede ise donmuş versiyon mevcut, ama çürüme, kan ve ateş yoğunlaştığım asıl elementler.

The Order hakkında bir sürü tartışma var. Örneğin, Devin Shatsky (Silent Hill: Downpour yapımcısı) The Order’ın oyundaki varlığını hiç sevmezdi Silent Hill: Downpour’da The Order ile ilgili hiçbir şey vermedi.
Bu tarikat hakkında sizin görüşünüz nedir? Betrayal içerisinde bir iz görebilecek miyiz?

Dürüst olmak gerekirse, tarikatın Silent Hill’in geldiği her noktada bir parçası olduğunu kabullendim. Her şeyin aslında psikolojik olmasını ve oyundaki her şeyin bir şekilde karakterlerle bağlantılı olmasını seviyorum. Romana taşıdığım şey de bu. Yine de, tarikatın dünyaya getirmek istediği şeytani tanrının planları etrafında dönenlerin oyunlarda çok büyük bir rolü olduğunu reddedemem.

Homecoming’ten bu yana The Order’ın sonunda yokedildiğini varsayma fikrine katılıyorum, yine de gölgelerde saklanan bir sürü müridinin olduğunu da biliyorum. The Order her zaman birisi üzerinden yeniden yükseldi. Betrayal daha çok Trevor ve diğer karakterlerin zihinlerine yoğunlaşsa da, tarikatın bambaşka bir bedene bürünmüş halde yeniden yükseldiğini görmek mümkün. Daha doğrusu The Order’ın evrimi. Roman serisine dağılmış bir arka hikâye olacak bir şey bu, ama Betrayal’ın ana konusu bu değil.

Tüm yeni Silent Hill oyunları oynanış ve özellikle dövüş mekanikleri yüzünden eleştirildi.
Betrayal’da ne kadar dövüş olacak? Boss savaşlarını andıran bir şeyler var mı?

Betrayal’da çok sayıda dövüş var. Trevor kendini nasıl savunacağını pek bilmeden başlıyor, ama Silent Hill’de zaman geçirdikçe tecrübesi artıyor. Bunun yanı sıra, silah kullanmadaki tecrübesi arttıkça, yüzleşmek zorunda kalacağı yeni canavarların zorluk seviyesi de artıyor. Oyun terimleri ile konuşacak olursak, ‘level atladığında’, canavarlar da level atlayacak, ve bu yeni tehditlerle yüzleşmek için sürekli yeni yollar bulmak zorunda kalacak.

Romanda üç ana bölüm var, ve her ana bölüm bir Boss savaşı ile bitiyor. Sırf oyunlarda olduğu gibi olmasını istediğimden değil, merkezi hikâye bunu gerektiriyordu. O boss savaşları olmadan, Trevor asla ilerleyemezdi ve neden Silent Hill’de olduğunu anlayamazdı.

Favori Silent Hill oyununuzun The Room olduğunu zaten önceki röportajlarınızda belirtmiştiniz.
Ama ya favori karakteriniz, favori canavarınız, favori sahneniz, ve elbette favori müziğiniz?
Bunlar Betrayal’ı nasıl etkiledi?

Favori karakterim hiç şüphesiz Harry Mason. Bana göre, hikâyenin gerçek kahramanı o. Kızını kurtarmak için yaptığı her şeye hayranım, ki artık benim de kendi çocuklarım var. Benim için, diğer tüm karakterlerden daha saf niyetliydi. Bir bakıma, Trevor’un Silent Hill’deki niteyleri de kendi içinde temiz. Başlangıçta neredeyse aynı masumiyete sahipler.

Favori canavarım ise SH4’teki ikiz bebek kurbanlar. Bunun tek sebebi ise ilk gördüğümde beni çok korkutmuş olmaları. Garip gelebilir, bir şey beni ne kadar çok korkutursa onu o kadar çok seviyorum. Korku filmleri ve oyunları ile geçen onca seneden sonra, beni halen korkutmayı başaran bir şey bulduğum zaman, ona tutunuyorum. Bunlar bir yana, bebek yüzü olan tüm canavarlar beni korkutuyor… işte bu yüzden de benzer bir canavarı Betrayal için yazdım. Yazarken bile tüylerim diken diken oluyordu.

Favori düşmanımdan bahsetmem gerekirse, Walter Sullivan derim. SH2’de işlediği suçlardan bahsedilmesini ve sonunda SH4’te karşımıza çıkmasını çok sevmiştim. Suçların planlanış şekli ve her şeyin doğru sırada yapılmak zorunda olması… gerçek bir seri katil. Walter Sullivan’ın hikâyesi asla unutamayacağım bir hikâye. Şu anda yazdığım serinin tüm seriye yayılmış gerçek düşmanı ve Betrayal’da ikinci ana bölümün merkez karakteri, benzer bir planlama ve zekâ gösteriyor.

Favori sahnem ise Downpour’da. SH4’ten sonraki favori oyunum o, Downpour’da kazayla SH4’teki odanın bulunduğu binaya girip odayı görmem beni mest etmişti. Tüm serideki en favori sahnem. Böyle bir sahneyi romanda yaratmak çok güç, ama fanların yakalayacağı küçük sürprizler de koydum.

Downpour aslında aynı zamanda favori bulmacamı da içeriyor,Shadow Play yan görevinde sembolleri ve nesneleri bulup haritada doğru yere koymamız gerekiyor. Kısmen de olsa bana Assassin’s Creed ve kartal görüşü dinamiklerini hatırlattı. Eğer bir şekilde yeni bir SH oyunu yapımında yer alsaydım, bu tarz bulmacaların daha fazla olmasını sağlardım. Betrayal bu bulmacaya benzer iki bulmaca içeriyor, ama elbette ki doğaları farklı.

Elimde tüm SH soundtrack’ları var, oynatma listemde duruyorlar. Genellikle yazarken tüm listeyi baştan sona dinlerim ama arada bir Evanescence, PVRIS veya Disturbed dinleyerek biraz çeşitlilik katarım. Bazı Evanescence parçaları aslında baya ürkütücü bir havaya sahip, ki bu da atmosferi güçlendiriyor.

Pyramid Head kitapta olacak. Peki rolü Silent Hill 2’dekine benzer mi olacak? Yoksa daha çok Silent Hill: Homecoming’teki gibi mi? Bu karakteri hikâyeye katmadan da hikâyeyi anlatabilmek mümkün olur muydu?

Pyramid Head’in romandaki rolü gardiyanlık, ama aynı zamanda adaletin yerini bulmasını ve intikam alınmasını sağlayacak. Diğer oyunlarda bulunan Pyramid Head’lerle alâkası yok, ama aynı başlığı giymiş bambaşka bir düşman. Hikâyeyi PH olmadan da anlatabilirdim, ama o başlığı takan kişi olmadan asla. Böylelikle de PH, Trevor’un atlatması gereken bir engel olmak yerine hikâyede elzem bir karakter haline geldi.

Çok fazla açmadan açıklayayım. Benim görüşüme göre, Pyramid Head’in kendisi Valtiel’in hizmetârıdır. Bir yerlerde okuduğuma göre Valtiel’e hizmet edenler kafalarına yüzlerini saklayan nesneler takarlar. Bunun kabul görmüş bir görüş olup olmaması bir yana, bu bana oldukça vurucu geldi ve hoşuma gitti. Ve Valtiel’in serinin benim için favori tanrısı olmasından ötürü, hem ona daha yakından bakıyoruz hem de romanda benzer gardiyanların olmasını istiyorum.

İlerleyen zamanlarda yazacağım devam romanlarında farklı gardiyanlar ve düşmanlar olacak ve bunları tamamen sıfırdan kendim tasarlayacağım ama eninde sonunda Pyramid Head ile benzer bir amaca hizmet edecekler. Pyramid Head’i şimdilik ilk romanda tutmamın asıl sebebi ise PH’ye karşı olan kişisel sevgim, Trevor’un karısı ve PH olan kişi arasındaki bağlantı, ve kendi tasarımlarıma geçmeden önce gardiyan olark herkese tanıdık gelecek bir karakteri sergilemek.

İlerleyen zamanlarda yazılacak yeni Silent Hill romanlarından bahsettiniz, yani yeni Silent Hill romanları yazmayı da planlıyorsunuz. Peki bunlar Trevor’un hikâyesini mi devam ettirecek? Yoksa her biri kendi evreninde, birbirinden farklı hikâyeler mi olacak?

Her bir roman kendi hikâyesine, karakterlerine, canavarlarına, ve bulmacalarına sahip olacak. Ama bununla birlikte, Betrayal’ın sonunda anlaşılacak daha geri planda kalan ve tüm kitapları kapsayan daha büyük bir hikâye de yer alacak. Her bir yeni romanla birlikte, tüm seriyi kapsayan hikâye daha da önemli bir rol oynamaya başlayacak , ama özünde her bir roman kendine ait bir hikâyeyi anlatacak.

Silent Hill: Betrayal’ın bir oyun veya film olması yönünde planınız var mı? Daha açık olmak gerekirse, hikâye bir oyuna mı, yoksa bir filme mi daha çok yakışır? Yoksa her ikisinden de tamamen farklı mı?

Hikâye oyun olmaya çok daha müsait. Birçok bulmaca ekledim ki, oyuna dönüşürse kullanılabilsin. Betrayal’ı bir oyuna dönüştürmek konusunda herhangi bir süreç veya benimle iletişime geçen kimse olmadı, ama romanı yazdığım şekliyle, böyle bir şey mümkün olursa, romanı alıp olduğu gibi oyun yapabilirler.

Romanı okuduğunuzda, bir film izliyor olmaktan ziyade oturup oyunu oynuyor gibi hissetmenizi istedim.

Silent Hill 2 romanı bir fan tarafından İngilizce’ye çevrildi ve ben de bir ara Türkçe çevirisine başlamıştım, Silent Hill 1’in romanının İngilzice çevirisi ise halen sürüyor. Onları okudunuz mu? Okuduysanız düşünceleriniz neler?

Hayır okumadım, ama varlıklarından haberdarım. Var olduklarını öğrendiğimde hali hazırda Betrayal’ı yazıyordum, o yüzden okumamayı özellikle tercih ettim. Herhangi bir şekilde benim kalemimi etkilemelerini istemedim.

Kitabınız için çeviri düşünüyor musunuz?

Evet çok isteirm, özellikle de Japonca’ya. Canavarların bir kısmı Japon mitolojisi ile iç içe, ve kanımca Japonlar bunlara bayılacak.

Silent Hill topluluklarındaki bazı kişiler yeni Silent Hill medyalarına karşı oldukça negatif bir tutum içindeler. Fanlara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Son birkaç hafta içerisinde neden bu kadar negatif olduklarını anladım. Bir şekilde ‘Betrayal’ kelimesi, yani İhanet, cuk diye oturmuş gibi. Konami ve diğerlerinin sebep olduğu acıyı dindiremem, ya da serinin onlar için mahvolmuş olduğu gerçeğini değiştiremem. Artık serinin olduğu gibi bırakılmasını istiyorlar.

Daha önce de söylediğim gibi romanlarım yeni Silent Hill medyalarının çıkması konusunda daha açık fikirli, ve okurken keyif alabilecek kişiler tarafından okunmalı. Negatif düşünceli insanlar için seriyi daha fazla mahvetmek istemem elbette. Kısacası söylemek istediğim, biz, geri kalanlarımız halen Silent Hill’i seviyoruz ve daha fazlasını görmek istiyoruz, o yüzden bırakın da kendi dünyamızda eğlenmeye devam edelim. Kimse kimseyi romanı okuması için zorlamıyor.

Betrayal’ın hikâyesinin Silent Hill 2’ye aşırı benzediğine dair bir tartışma var, özellikle ölmüş eş ve Pyramid Head yüzünden. Sizce Betrayal Silent Hill 2’den ne derece farklı? Bu ikisi arasında ortak bir payda var mı, yoksa sadece hikâye başlangıcı mı benziyor?

Açıkçası, hikâye başlangıcının sadece küçük bir kısmı benziyor. İnsanlar böyle bir sonuca nasıl vardı aklım almadı. ‘Ölü eş’ ve ‘Pyramid Head’i bir arada gördüler ve hemen SH2 dediler. Geri kalan her şey bir kenara atıldı.

Diğer taraftan, böyle bir sonuca varmaları aslında işime gelir. Okuyucuların olacakları bildiklerini zannederek ilerlemelerinin vereceği etki inanılmaz, bir anda onları şaşırtıyorsunuz. Birçok yazarın hayalidir bu. Ama maalesef benim durumumda, olaylar benim aleyhimde gelişti, romanın SH2’den kopyalandığını iddia edip okumayı reddeden insanlar türedi.

Betrayal SH2’den birçok konuda çok farklı. Bunun nasıl olacağını görmek ise romanı okuyacak kadar maceraperest ruha sahip olanlara yakışır. Bu konuda söyleyeceğim diğer her şey merkezi hikâyeyi ve ters köşeleri açığa çıkaracak.

Bu soru bir Silent Hill fanından özellikle sizin için geldi, ama bence herkes bunu merak eder. Eğer Silent Hill’e yolunuz düşseydi, orada bulunmanızın sebebi ne olurdu? Huzur içinde oradan ayrılabilir miydiniz, yoksa sessiz ruhlara mı katılırdınız?

Bana özel? Çok enteresan… Bu soruyu çok sevdim.

Bu soruyu romanda yanıtlamış olduğumu sanıyorum, ama burada da paylaşabilirim. Yazdığım epik fantezi serisinde, the Celenic Earth Chronicles, baş karakter Shadowolf Degron’ı kendi kişiliğime ve o dünyada sahip olmak isteyebileceğim elementsel güçlere göre şekillendirdim.

Trevor devasa kapıları olan bir anıt mezara denk geliyor ve “S.D” harflerini görüyor. Sadece benim yazdığım serinin fanları bu harflerin aslında Shadowolf Degron’u ima ettiğini anlayacaklar. Temelde, romanda kendime sislerin içinde kaybolmuş ve Silent Hill’in damarlarında akan güçle sarılı bir ev yarattım. Sorunun cevabına gelecek olursak, asla ayrılmak istemezdim.

Mortal Kombat’ın kitabı için isim haklarını almaya çalıştığınız hatırlıyorum. Bu mümkün mü? Oyunlarla alâkalı başka ne projeleriniz var?

Kitaba uyarlamak veya üzerine kendi hikâyemi yazmak istediğim, oynarken eğlendiğim birçok oyunla ilgili bir sürü başvurum var. Maalesef, Silent Hill’de olduğu gibi, geri dönüşler zaman alıyor. Şu anda isim haklarının peşinde koştuğum oyunlarla alâkalı diğer projelerim şöyle:

Mortal Kombat: Warner Brothers yetkilisi başvurumu ilgili departmanlara iletti ve geri dönüş bekliyor. Üç hafta öncesinde yönetim kurulunda bu konu tartışılacaktı, ama henüz bir geri dönüş olmadı. Bu MK oyunlar ve kendi hikâyem arasında bir bileşim olarak planlandı. Oyunların ardındaki hikâyeyi anlatmak istiyorum, neler oldu neler bitti, daha ilk MK oyunun bile öncesine uzanan bir hikâye. Bence oyuncuların kaçırdığı çok nokta var ve bu hikâyeler anlatılmalı.
Resident Evil: Capcom’un bulunduğum bölgedeki temsilciliği kendi RE romanımı veya oyunlardan adapte edilecek bir hikâyeyi yazma konusunudaki başvurumu aldı. Romanın taslağı hazır bile, tek ihtiyacım olan resmî izin. Eğer reddedilirse, yedek plan olarak RE fanlarının seveceği ama ana seriden tamamen bağımsız bir roman fikrim de var.
Elder Scrolls ve Fallout 4: Bunlar halen yapılacak projeler listemde, ama Bethesda başvurumu reddetti. Bu oyunları tamamen romana aktarma konusunda çok istekliydim, ama sanırım geriye kalan tek seçenek bu oyun serilerinden tamamen bağımsız olarak kendi hikâyelerimi yaratmak.
Death Stranding: Evet, doğru okudunuz. Sony Entertainment oyunu romana adapte etme konusundaki başvurumu değerlendirmekle meşgul. Umuyorum ki başvurumu kabul edecekler ve kitap da oyunla beraber aynı anda çıkacak. Kimse hırslı olmadığımı söylemesin…

Şu anda aynı zamanda senarist olarak da çalışıyorsunuz. Silent Hill’den esinlenmiş projeler var mı ufukta?

Aslına bakarsak, şu anda bir tanesi üzerinde çalışıyorum. Adı “A darkness runs through it” (İçinden bir karanlık akıyor) ve Silent Hill gibi lanetli küçük bir kasaba üzerine yoğunlaşıyor, ‘Sis’ ve ‘Öldüren Sis’ gibi filmlerden ilham alıyor. Başlangıçta insanlar evlerin lanetli olduğunu sanıyor, ama sonrasında aslında kasabanın tamamının şeytani olduğu ve birbirinden bağımsız olayların aslınad biribirleriyle bağlantılı olduğu ortaya çıkıyor. Bu proje konusunda oldukça heyecanlıyım.

Heyecan verici, değil mi? Cevapları okuduğum ilk anda, sanki yeni bir Silent Hill oyununun duyurusunu okuyordum. Tek fark bunun bir kitap olması, ve muhtemelen de bir seri olacak.

Shaun Jooste’ye bu kadar candan ve iyi yürekli olduğu, ve sorularıma vaktini ayırdı için tekrardan teşekkür ediyorum.

Kitak Kasım’da çıkıyor. Türkçe için akıbeti ne olacak bilmiyorum, ama en azından Dead Space’lerde yaptığım gibi geniş çaplı bir inceleme yazısı yazacağım.


2 Responses

Bir yorum yazın


  • MrvKrt on

    Güzel sorularla hazırlanmış, ilgi çekici bir röportaj olmuş. Eline sağlık. Keyifle okudum, kitabın ve bu değerli yazarın varlığından haberdar ettiğin için de ayrıca teşekkür ederim.


    • Tanshaydar on

      Kitabın resmiyeti ve olayların gerçekliği üzerine halen süregelen bir tartışma var; ama açıkçası çok da takıldığım meseleler değil. Ben böyle bir şeyin var olma ihtimalini sevdim 😀

      Benim için de apayrı bir keyif oldu.


Leave a Reply